Orda kimse var mı?

Füsun Erdoğan

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul’da gece gündüz demeden bina yıkıntıları arasında belki sağ kalan birileri vardır diye arama-kurtarma çalışmalarına katılanlar her yıkıntıya “Orada kimse var mı?” diye seslenerek göçükten sağ kalanları kurtarmaya çalıştı.

 Her kurtarılan canla hep birlikte sevinmiş, yaşamını yitirenlere birlikte üzülmüş, birlikte ağlamıştık…

Şimdi günlerdir, tam bir hafta boyunca Cizre’de bir evin bodrum katında mahzur kalan 18’i yaralı 28 kişinin, 28 canın kurtarılmasını bekledik!

Hem de, “Orada biri var mı?” diye seslenmemize gerek kalmadan bekledik!

O yıkıntılar altında, orada çoğu yaralı birilerinin olduğunu, kurtarılmayı beklediklerini bilerek bekledik!

Günlerce yardım beklediler!..

“Yaralılar var, kan kaybediyorlar, burada bulduğumuz çocuk bezleriyle yaraları sarmaya çalışıyoruz, kan kaybını önleyemediğimiz yaralılar yaşamlarını yitirdiler” diye feryad ettiler!

Onlar mahzur kaldıkları bodrum katının derinliklerinden Türkiye’ye, dünyaya “orda kimse var mı?” diye seslenirken…

Biz bekledik!..

Türkiye bekledi!..

Dünya bekledi!..

Yaralılara ambulans gönderilmesi için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden çıkarılan kararlar işe yaramadı.

Anayasa Mahkemesi ambulans başvurusunu oybirliğiyle reddetti.

Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız ve evdekilerden biri Med Nuçe Tv’nin haberlerine her bağlandığında, yaşama nasıl tutunduklarını anlattığında, başta bodrum katında mahzur kalanların yakınları ve Kürt halkı gelmek üzere, aslında insanım diyen herkesi isyan ettirecek bir zalimliğe tanık olduk.

Diktatör Erdoğan “Bodrumda yaralı kimse yok. İçeride teröristler var. Gereği yapılsın!” diye emir buyurmuştu!

HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız bodrum katında sıkıştırılanlara bir kaç yüz metre uzaklıkta, yardım sağlamaya çalışırken…

Milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Osman Baydemir ve İdris Baluken 27 Ocak’ta İçişleri Bakanlığı’nda açlık grevi başlattılar.

Bombalarla göçertilmiş o bodrum katındaki yaralılara ambulans gönderilmesi, insanların kurtarılması talebi içindi açlık grevi.

Cumartesi sabahı Med Nuçe haber merkezinden arkadaşlar bodrum katındakilere telefonla ulaştı bir ara.

Hepimiz duyalım diye telefonla konuşan arkadaş telefonun hoparlörünü açtı.

Havan toplarıyla harabeye çevrilmiş evin bodrum katında faşizmin bombalarına karşı günler boyu sağ kalmayı başaran bir gencin sesi kulaklarımızı doldurduğunda, ilk anda ne yapacağımı bilemedim.

Bilgisayarımın başında konuşulanları dinlerken, bir yanım umuda, bir yanım öfke ve isyana kesmiş bir halde kalakaldım.

İçişleri Bakanlığı’nda açlık grevindeki vekillerden Meral Danış Beştaş arayıp, ambulans gönderileceğini söylediğinde rahat bir nefes almıştık ki!..

Hemen sonrasında bodrum katındakiler 700 metre uzaklıktaki ambulanslara gitmek üzere yıkıntıdan çıkmak üzereyken, katil sürülerinin yıkılan eve yeni bir saldırı başlattığı haberi geldi.

Tam o sırada yaralılardan 16 yaşındaki Sultan Irmak’da hayatını kaybetmiş, yıldızlaşanların sayısı 7’ye çıkmıştı.

Bu nasıl bir zalimlikti ki, dünyanın gözlerinin önünde insanları diri diri toprağa gömmekte hiç bir sakınca görmüyorlardı.

Zalimlerin başı ferman buyurmuştu, eli kanlı katil sürüleri de seve seve, büyük bir saldırganlıkla efendilerinin emrini yerine getiriyorlardı.

Cumartesi bütün gün Türk devletinin bodrum katında diri diri gömdüğü insanlardan bir haber bekledik!

Faysal Sarıyıldız son saldırıdan sonra, çok kısa bir görüşme yaptığını açıkladı.

İçeridekiler önlerindeki duvarın da yıkıldığını, karanlıktan etraflarını göremedikleri ve nefes almakta zorlandıklarını söylemişlerdi Sarıyıldız’a…

Pazar günü de bekledik…

Belki bir ses “buradayız, Erdoğan’ın, zalimin zulmüne inat yaşamakta inat ettik” der diye bekledik, umut ettik…

Şimdi bir umudum(uz) daha var!

Diri diri toprağa gömdükleri 28 canın ahı yerde kalmayacak…

Zalimlerin başı Erdoğan ve tüm katiller hesap verecek!..

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir