Değerli izleyiciler, bugün 24 Nisan Ermeni Soykırımının 105. yıldönümü…Evlerinden toplanarak katledilen, Suriye çöllerine sürülmek suretiyle yok edilen; kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle, çocuğuyla bu soykırımda katledilenleri bir kez daha anıyoruz ve 1915 soykırımında kadınlara yaşatılan zulme dair hazırladığımız kısa dosyamızı ekranlarınıza getiriyoruz…
Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere uyguladığı soykırım politikası erkeklerin yok edilmesinden başlamış ve halkın kalan kısmının Suriye çöllerine sürülmesiyle devam etmiştir. Tehcir adı verilen bu hareket belirli bir süre sonra “ölüm yolculuklarına” dönüştü. Kervanlarda yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vardı.
Yollarda sayısız Ermeni kadın Türk askerleri tarafından kaçırılıp alıkonuluyor, tecavüze maruz bırakılıyor, direnenler ise katlediliyordu. Bu yollarda binlerce kadın katledildi, bazıları ise kaçırılmaya ve işkencelere dayanamayacaklarını düşünerek intihar ettiler.
Ermeni Soykırımı sürecinde tehcirler neticesinde, on binlerce kadın ailelerinden uzak bırakıldılar. İmha etme politikasının ilk etabı olan erkeklerin yok edilmesinden sonra, sıra kadınlara geldi. Bundan sonra ise kalan yaşlılar, kadınlar ve çocukların tehcirine başlandı.
Kaçırılan ve Müslümanlaştırılan kadınlar zaman içerisinde kendi kimliklerini unutarak ana dillerini konuşamaz hala geldiler. Yakınlarının ve kendi hayatlarını kurtarabilmek için İslam’ı kabul etmekten başka şansları yoktu. Müslümanlaşan kadınlar daha sonra resmi olarak Müslüman erkekler ile evlenip, yöresel adetlere uygun olarak kınalar sürüyorlardı.
Orta Asya’da ve İslam ülkelerinde kınalar şans ve kısmet olarak kabul ediliyorlardı. Bu kınalar çoğu zaman nokta şeklinde veya “x” şeklinde yapılıyorlardı. Bu işaretler bereketi ve sahiplendiklerini anlatıyordu. Bu işaretler Ermeni kadınlarının yeni kimliklerini ve hayatlarındaki değişikliği hem kendi hem de başkalarının gözleri önüne sunuyorlardı.
Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında birçok Ermeni kurumu ve yabancı misyonerler kadınları kaçırıldıkları ailelerden kurtarmaya çalıştılar. Bu kurtarama çalışmaları çok tehlikeli ve kapsamlıydı. Danimarkalı misyoner K. Eppe Arap aşiretinin başlarıyla anlaşıp 1928 yılına kadar 2000 Ermeni kadın ve çocuk kurtarabildi.
Onun sayesinde birçok yerde kadın yurtları kuruldu. Bu yurtlar sayesinde birçok tarifsiz işkence çeken kadın koruma altına alınmış oldu.
Birçok misyoner hayatları pahasına kurtarma faaliyetlerine giriştiler ve bunu hem kendi hem de kurtardıkları kadınlarının hayatlarıyla ödediler. Ermeni Kadınlarının kaçırılması ve İslamlaştırılması 20. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere gerçekleştirmiş olduğu soykırım siyasetinin kuşkusuz en acılı ve dramatik sayfalarındandı.