Çok Çalışmalıyız Çok! (*)
Zamanında merhaba demenin, diyebilmenin rahatlığı ve coşkusuyla kocaman bir MERHABA!
Baharı, baharın hareketli günlerini ardımızda bıraktık… 8 Mart’ı, Newroz’u 29 Mart Yerel Seçimleri’nin atmosferinde kucakladık…
“Söyleyecek Sözümüz, Değiştirecek Gücümüz Var!” şiarıyla, siyasetteki erkek egemenliğine karşı düşünsel ve ey-lemsel karşı duruşumuzu tarif ettik…
Burjuva siyasetin kadını nesneleştiren, onu vitrinlik bir malzeme, oy deposu olarak gören pratik ve anlayışlarını teşhir edip, seçimlerde etkin, aktif bir duruş sergiledik…
ilerici, devrimci siyasette kadınları yardımcı, yedek güç olarak gören inceltilmiş erkek egemen anlayışlara karşı “Kota Yetmez %50, %50 Eşitlik!” talebini yükselttik… Sosyalist kadın aydınlanmasının öznesi sosyalist kadınlar olarak; siyasal parti ve örgütlerde hakim olan erkek egemenliğine karşı etkin, iradi bir mücadelenin özel olarak örgütlenmesi gerektiğinin altını çizdik…
Sosyalist kadınlar bakımından, seçimlerde Ankara EKD’nin iki mahallede kendi muhtar adaylarıyla sürece katılmaları ve kazandıkları başarıyı burada özel olarak anma-lıyız. Yine birçok ilde gerek belediye başkanlıkları (Malatya, Ankara, izmir ve istanbul’da), gerekse de belediye ve il meclisleri, muhtarlık seçimlerinde, yürüttüğümüz pratik mücadelenin sosyalist kadınlar bakımından önemli kazanım, ders ve deney içerdiğini belirtmeliyiz…
Yerel seçimler bakımından burada özel olarak iki noktayı belirtmek istiyoruz. Birincisi; DTP’li kadın belediye başkanlarının gösterdikleri performans ve sayısal olarak ulaştıkları düzeydir. Diğeri ise; devrimci, ilerici yurtsever ve sosyalist 24 kurumun, imzaladıkları ortak deklarasyonla seçimlere katılmış olmalarıdır.
* * *
Mart’tan Mayıs’a akan sıcak mücadele günlerine “son nokta”yı, ilerici, yurtsever, devrimci ve sosyalistlerle devlet arasında süren irade çarpışması koydu. 1 Mayıs 1977 katliamının 32. yılında, çarpışa çarpışa ilerleyen devrimci kuvvetler, sendika ve kitle örgütleri Taksim’i kazandılar…
29 Mart Yerel Seçimleri’nde Kürt halkının ortaya koyduğu iradeye karşı devletin DTP’ye yönelik gözaltı ve tutuklama saldırısı; on binlerin açlık greviyle yanıtlandı. Kürt kadın hareketinin öncülerine yönelen saldırıya karşı kadın cephesinden gelen yanıtlar henüz “cılız” olsa da oldukça anlamlıydı…
30Mayıs’ta Amed’de toplanan Laz, Çerkeş, Türk, Arap, Kürt ve başka uluslardan, kadınların Kürt sorununa dair önerilerini tartışmaları; Kürt ve Türk kadınlarının adil, demokratik barış mücadelesini birlikte örme çabası, buradan derinleşerek büyümeyi hedeflemeleri bakımından oldukça önemli.
31 Mayıs’ta binlerce kadın miting alanında “Söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var” şiarının canlı bir yanıtı oldular.
Şimdi kadınlar, 28 Haziran’da Ankara’da toplayacakları Konferans’a hazırlanıyorlar…
Devletin bildiğiniz gibi en son hamlesi de KESK ve Eğitim-Sen’e yönelik gözaltı ve tutuklama saldırısı oldu… Ve yine bu saldırının hedefine de, emekçi kadınlar konuldu…
* * *
Önümüz yaz… Mevsimin ve mücadele sıcaklığının buluştuğu şu günlerde; “Emekçi Kadın Kitlelerine Hücum!” direktifini, pratiğin ateşinde büyütme zamanındayız…
Desa işçileri ve Emine Arslan, direnişi kazanıma taşırken, ATV-Sabah grubunda, Simtel, LCWaikiki gibi çeşitli iş kollarında irili-ufaklı direnişler davam ediyor. Tuzla cehenneminde patronların kar hırsı işçilerin canını almayı sürdürüyor…
Başbakan Erdoğan’ın “teğet geçecek” dediği ekonomik kriz; milyonlarca işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadını kapsayarak derinleşiyor…
Önümüz yaz… Kadına yönelik şiddetin her biçimine karşı çıkma; kaybedenleri ve tecavüzcüleri sanık sandalyesine oturtma ve yargılama zamanı…
Kadına yönelik şiddet, kadın katliamları hızını kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde AİHM’in Türkiye’yi mahkum etmesine ilk tepki hükümetin vitrinindeki iki kadından geldi. TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı AKP’li Güldal Akşit ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf; AİHM’in mahkumiyet kararının, Türkiye’ye bir haksızlık olduğunu söylediler. Ve aynı günlerde üç kadın katledildi!
Aydın ailesi, 14 yıl sonra asker ve biri AKP’li belediye meclis üyesi olan korucular hakkında Ş.A’ya tecavüz ettikleri için suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor… Ve Muhabbetler, Hanımlar, Arzular, Zeynepler, Lemanlar, Asiyeler, Sevdalar… Fırat’ın öte yakasında ve batıda devletin taciz ve tecavüz işkencesine, saldırısına uğrayanlar… Bugün sayılarını bile kestiremediğimiz kadın ve erkeğin içlerinde boğulan çığlıkları sahiplenmeyi bekliyor…
Botaş kuyuları, kimsesizler mezarlıklarından çıkarılan kemikler, beyaz ölümlerde yitirdiklerimizin hesabını sormaya çağırıyor…
Önümüz yaz… Kürt kadınlarının uzattığı barış ve kardeşlik elini tutma; demokratik, adil bir barış için mücadeleyi büyütme zamanı…
Yirmibeş yıldır süren sömürgeci savaşta, ateşkes sürecinde olunmasına rağmen; gerilla ve asker cenazeleri gelmeye devam ediyor. Kararlı ve etkin bir barış mücadelesi yürütme görev ve sorumluluğu önümüzde duruyor. Kürt halkının başkaldırı ve mücadelesi, içinden geçmekte olduğumuz süreçte tarihi bir eşikten geçiyor. Siyasal, ulusal, sosyal ve kültürel içeriğiyle sömürgeci devlete çözümü dayatıyor. Buradan Türkiye devrimci hareketinin, komünist öncünün ve elbette kadın hareketinin, sosyalist kadınların kendilerine görev çıkarmaları kaçınılmaz bir gerçek… Ya sorunla doğru ilişkilenip, sözle eylemin gücü birleştirilir ya da duyarsızlıklara, daha doğrusu Kürt sorununda sosyal şoven duruşa kılıf dikip, hayırhah tutumda ısrar edip; apolitik devrimciliğin çürütücü kollarında soluksuz kalınır…
Komünist öncünün emekçi çözümde ısrar perspektifi, sosyalist kadınlara demokratik barış mücadelesini; Türk ve Kürt kadınların kardeşleşmesi gerektiğini söylüyor. Kürt halkının, Kürt kadınlarının özgürleşmesi; Türk işçi ve emekçilerin, Türk kadınlarının özgürleşmesidir.
Bunun için, barış mücadelesinin güncel olarak oynadığı devrimci rolün bilincine varmayan apolitik devrimcilikle uzlaşmayacağız. Türk işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadınlar arasında yürüteceğimiz pratik faaliyetlerimizde; operasyonların durdurulması, Kürt halkının temsilcilerinin muhatap alınması, kirli savaşın teşhir edilmesi, anaların yaşadıkları acının dilinin bir olduğunu anlatmak, demokratik barış mücadelesinde temel bir noktada durmaktadır.
Özel olarak kadınların Ankara buluşmasından çıkarılacak pratik sonuçlar ve nitelik, mücadelenin geliştirilmesi bakımından önemli bir yerde durmaktadır. Hali hazırda kadın örgütleriyle birlikte önümüze koyduğumuz etkinlikleri büyüterek zenginleştirmek; Amed Konferansı’nda yaptığımız önerilerin arkasında durmak kadın cephesinin büyütülmesine katkıda bulunacağı gibi; sosyalist kadınları emekçi kadın kitlelerine daha fazla yakınlaştıracaktır…
Önümüz yaz… Ve şimdi eylem zamanı…
Sosyalist kadın aydınlanmasının hedef ve görevi, “devrimci kadın bilinci”nin yeniden kurulması, aydınlatılması olduğu kadar; aynı zamanda bu işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadın kitlelerinin “devrimci kadın bilinciyle” aydınlatılması, sarsılıp uyandırılması, sermaye egemenliğine ve ataerkil düzene karşı mücadeleye seferber edilmesidir.
“Emekçi Kadın Kitlelerine Hücum!” görevine bağlanmamış bir sosyalist kadın aydınlanması amaçsızlaşır, yozlaşır. Sosyalist kadın aydınlanmasının ışık ve enerjisiyle yüklenmemiş bir “hücum” da sarsıcı ve dönüştürücü güçten yoksun olacağı için başarılı olamaz… Bu nedenle, sosyalist kadın atölyelerini nicelik olarak büyütme ve yaygınlaştırmanın yanı sıra; 2. dalga sosyalist kadın aydınlanmasının gerçek özünü anlama, kavrama, başlattığımız aydınlanma sürecini pratik eylemlerin sıcağında sınama görevi sosyalist kadınları bekliyor. EKD’nin yaz kampı bunun için önemli bir fırsat, olanak sunuyor.
ilk sayımızda sosyalist kadınları, öncünün kadın yapıcılarını teorik, entelektüel çalışmaya, devrimci teoriye, bilgiye, sosyalist kadın aydınlanmasına “hücum”a çağırmıştık… Şimdi dönüp kendimize sormalıyız:
Teorik, entelektüel çalışma, devrimci teoriye, bilgiye “hücum” çağrısını hangi düzeyde içselleştirdik, pratikte nasıl bir düzey yakalayabildik?..
Devrimci öncünün saflarında yalnızca hukuksal, yalnızca görünüşte, biçimsel değil; gerçekte “eşit üyeler” olmak için önümüze koyduğumuz hedef ve görevler doğrultusunda ne kadar çaba sarfettik?..
Sosyalist kadın hareketini, aynı zamanda etkin teorik-ideolojik bir odak, otorite ve düşünsel hegemonya gücü olarak geliştirme, kurma amacımıza uygun bir hatta yürümeyi örgütleyebildik mi?..
20. yüzyılın sosyalist devrim deneylerinden yola çıkarak: Sermaye egemenliğine karşı mücadele ile ataerkil toplumsal düzene karşı mücadelenin bir ve aynı şeyler olmadığı gerçeğiyle; sermaye egemenliğine karşı savaşımla, erkek egemenliğine karşı mücadeleyi birleştirerek örgütlemede, bunun yeni biçim ve araçlarını yaratmada ve varolan araçları etkin bir şekilde kullanmada pratikte ne kadar aktif, atak, yaratıcı olduk?..
Özsel olarak, ikinci dalga sosyalist kadın aydınlanmasının hedef ve görevleri olarak tanımladığımız sosyalist kadınların, sosyalist hareketin “devrimci kadın bilinci”ni yeniden kurma, inşa etmenin düşünsel ve pratik olarak hangi noktasına ulaştık?..
* * *
Eski sorulara yeni sorular sormak için nasıl bir irade gösterdiğimizi, nasıl bir yönelim içerisinde olduğumuzu, ikinci dalga sosyalist kadın aydınlanmasını hangi düzeyde anladığımızı, bilince çıkardığımızı kadın atölyelerinde, komisyonlarda, kolektif karma örgütlerde, kadın kampında yapacağımız tartışmalar açığa çıkaracaktır.
Evet! Öncü kadınlar olarak, ikinci dalga sosyalist kadın aydınlanması ihtiyacını ne kadar hissettik, ne kadar anladık ve ne kadar yöneldik sorularını yanıtlamalıyız. Sosyalist kadın aydınlanmasında anlatılmak istenen nedir? Öncü kadınlar olarak bir düşünce, bir kavrayış geliştirmek için ne kadar çaba harcadık, harcıyoruz? Sosyalist Kadın’m ı. ve 2. sayılarını okudu(k)m mu? Bulunduğumuz her alanda okunup tartışılmasını örgütledi(k)m mi? Teorik, ideolojik bir odak olma iddiasına uygun olarak Sosyalist Kadm’m en geniş kadın kitlelerine, örgütlerine ulaştırılmasını, tanıtımının yapılmasını kendime özel olarak iş edindim mi?..
Önümüz yaz… Şimdi tartışma ve eylem zamanı…
Bu sayımızda; başta öncü sosyalist kadınlar olmak üzere Sosyalist Kadın okurlarını, sosyalist kadın aymlanmasmda devrimci cins bilincinin oluşturulması ve geliştirilmesinde “Kendinden Başla”maya çağırıyoruz…
Şimdi, sosyalist hareketin ve sosyalist kadın hareketinin “mevcut cins bilincinin” yani, toplumsal kadın ve toplumsal erkek; bunların devrimci örgütlerde aldığı hallere, öğretilmiş devrimci kadınlığa, erkek egemenliğinin öncü saflarında aldığı biçim ve görüngülerine “hücum” zamanı…
Burada, özel olarak bir noktayı belirtmek istiyoruz. “Kendinden Başlamak” kapsamında gönderilecek yazıları sonraki sayılarımızda mutlaka değerlendireceğiz. Ancak, özellikle bu tartışmaya katılacak erkek okurlarımıza bir uyarı yapma ihtiyacı duyuyoruz. Tartışmaya, kendilerini tartıştıkları ürünlerle katılmalısınız. Aksi içerikte yazılar değerlendirilmeyecektir. Başlattığımız bu tartışmaya, bir alandaki atölye çalışmasına katılan kadın arkadaşlarımızın çıkardıkları örneklerden bir kaçını paylaşmayı uygun bulduk.
Bu sayımızda dosya konusu olarak “Kadın Devrimi”ni belirledik. Ancak tahmin edeceğiniz gibi, bu başlık altında söylenmesi, yazılması ve yanıtlanması gereken o kadar çok şey var ki!.. Doğrusu bu başlık altında çıkacak ürünlerin kaç sayı daha süreceğini bugünden kestirmemiz hayli zor. Ancak, okurlarımızın bu konuda sunacakları katkıları değerlendirmek istemenin ötesinde, katkılarını beklediğimizi bilmelisiniz…
İkinci sayıda “Kadın ve Siyaset” dosyasında hem çizelge dizgi yapılırken atlanmış, unutulmuş. Hem de geçen dönem DTP’den Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil’in ilk il belediye başkanı olduğu bilgisi yer almıştı. Doğrusu bu bilgi, elimizde bulunan bütün kaynakların ortaklaştığı bir noktaydı. Ancak, bir okurumuzun geçmişte Antakya ve izmit’de de kadın belediye başkanlarının görev yaptığı bilgisi üzerine bu maddi hatayı düzeltiyoruz. Yine, CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e üye olduğu bilgisi; her ne kadar bugün Komünist Entemasyonal’in bir kurum olarak var olmadığı biliniyor olsa da, CHP’nin Komünist Enternasyonal’e üye olduğu biçiminde geçmiştir. Bu maddi dalgınlık hatasını da düzeltmiş olalım…
Ne demiştik?! Önümüz yaz… İşimiz çok…
Alt alta sıraladığımız görevler hayli kapsamlı ve gün 24 saat… Bilenler bilir. Biz, bilmeyenler için anlatalım kızıl karıncanın öyküsünü.
Cüssesinin bir kaç katı büyüklükte yiyeceği kan ter içinde taşımaya çalışan karıncaya sormuşlar:
“Bu kadar ağır bir yükü nereye götüreceksin?”
Karınca; “Şu dağın arka yüzündeki yuvama” diye yanıtlamış.
Bunun mümkün olmadığı, gücünün ve ömrünün bu dağı aşmaya yetmeyeceği söylendiğinde; karıncanın yanıtı oldukça çarpıcıdır…
“Ulaşamazsam da, hiç değilse o yolda ölürüm!”
Demek ki, sorumluluklarımızın, işlerimizin çokluğu gözümüzü korkutup, bizi atalete sürüklemesine izin vermeksizin; bunun farkında olarak kendimizi örgütleyerek, planlarımızı yapmalı, görevlerimize-işlere dört elle, tutkuyla sarılmalıyız… Tıpkı kızıl karınca gibi…
Güzel, umut verici bir noktaya dikkatinizi çekerek noktayı koyalım… Sosyalist Kadm’m ilk sayısı dört arkadaşın ürünleriyle çıkmıştı, ikinci sayımızda katkı sunan arkadaşlarımızın sayısı beşe çıktı. Ve üçüncü sayımızda gördüğünüz gibi azmin elinden bir şey kurtulmuyor… Ne diyelim?!.. Darısı, hala kağıt-kalemle ya da bilgisayarla, tabi öncelikle de kitapla/okumayla aralarına mesafe koyan arkadaşların başına… Bir sonraki sayıda yazmamakta ısrar eden arkadaşların da katkılarını bekliyoruz.
Güz sayısında buluşmak dileğiyle, başarılar diliyoruz…
(*)- Sosyalist Kadın’a yazdığım son Editörden yazısı…