Tarihteki Kadın Grevleri-2

Füsun Erdoğan

Kovit-19 pandemisine karşı alınan önlemler, kaçınılmaz olarak hayatlarımızı, yaşam biçimimizi de değiştirdi. Pandemi sonrası yaşam biçimine, koşullara dair tartışmalar yapılırken, kadınların erkek egemen düzene karşı mücadele örneklerini hatırlamanın yerinde olacağını düşündük. Kadın Savunma Ağı’nın derleyerek paylaştığı “Tarihteki Kadın Grevleri”nden yararlanarak hazırladığımız dosyamızın ikinci bölümünü ekranlarınıza getiriyoruz…

1912 LAWRENCE GREVİ

Tarihte “Ekmek ve Güller” grevi olarak bilinen grev, ismini James Oppenheim tarafından grevin başlamasından sadece bir ay önce yazılmış olan ünlü şiirden almıştı. Dokuma işçilerinin grevi, 1 Ocak 1912’de ABD’nin Massachusetts eyaletinde, kadınların ve 18 yaşın altındaki çocukların haftada 54 saatten fazla çalışmasını yasaklayan bir yasa yürürlüğe girmesiyle başladı. Hayatta kalabilmek için birkaç sente dahi muhtaç olan işçiler, ücret kesintisine sessiz kalmadılar; 10 bin dokuma işçisi 12 Ocak’ta greve çıktı.

Ayağa kalkacak kadar cesur olan ilk işçiler Everett Pamuk fabrikasındaki kadınlardı. Bu kadınların yaktığı kıvılcım Lawrence’ı alevlendirdi. İşçiler fabrikadan fabrikaya giderek diğer işçileri kendilerine katılmaya çağırdılar. İşçi tabanının etnik çeşitliliği, kadınların sayıca fazla olması, geleneksel sendikaları bu alanda örgütlenmekten alıkoymuştu. Oysa grev tüm baskılara rağmen 25 farklı ulustan kadını bir araya getirmeyi başarmıştı.

Grev, 12 Mart 1912’de işverenin grevcilerin taleplerini kabul etmesiyle neticelendi. Bu grevin en önemli özelliği, ABD’li kadın işçilerin ilk kez bu kadar yığınsal olarak, en ön saflarda bir greve katılmış olmalarıydı. O zamana dek kadın işçilerin sendika üyesi bile olmalarına iyi gözle bakılmazken, Ekmek ve Güller grevinde pek çok kadın grev komitesine delege olarak seçildi; direnişin örgütlenmesinde aktif rol aldı.

Ekmek ve Güller
Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan
‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!’

1966 HERSTAL GREVİ

Belçika’da FN Herstal adlı bir silah fabrikasında çalışan 3000 kadar kadın, eşit ücret talebiyle üç ay boyunca greve gider. Grev, kadınların tüm üretim araçlarını bloke etmesiyle başlar ve Herstal sokaklarına taşınır. Sendikalar başta yanaşmasalar da, 12 hafta süren ve kamuoyunun da ilgisini çekmeyi başaran kadınların direnci karşısında greve destek vermeye mecbur kalırlar.

Grev kadın işçilerin taleplerinin kısmi olarak karşılanmasının yanı sıra ücretlerinin de artmasını sağlayarak başarıyla sonuçlanır. Herstal grevi birçok açıdan dönüm noktası olur; “eşit ücret” talebinin kurumsallaşmasının önünü açar ve sendikaları kadın işçilere yönelik politikalarını gözden geçirmeye zorlar. 1975’tir ve o tarihlerde işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan “Ulusal Çalışma Konseyi” ilk defa Belçika’da “eşit ücret” üzerine bir toplu sözleşme imzalayacaktır.

Bu sözleşme ulusal çapta kadınların hayatını etkilemesi bakımından önemlidir fakat tesadüf değildir. İşverenler, Herstal grevinin tetiklediği işçi eylemleri nedeniyle bu kararı almak zorunda kalır.

1973 PIERBURG GREVİ

Almanya’da Ren kenarındaki Neuss şehrinde otomobil yedek parçası üreten Pierburg fabrikasında değişik ülkelerden gelen çoğunluğu kadın, yaklaşık 2500 işçi çalışıyordu. En zorlu işlerde çalışan bu kadınlar, en düşük ücret grubunda yer alıyor, ırkçı ve cinsiyetçi yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyorlardı.

1973 Ağustosu’nda bir grup işçi fabrika önünde bildiri dağıtmaya başladı. Ücret eşitsizliği, ücret zammı, tüm işçiler için yol parasına katkı, sağlık kontrolü, bürokratik işler ve kadın işçilerin hem evde hem işteki çifte mesaisini azaltmak için boş zaman talep edilmekteydi.

Firma yönetimi, grev başlar başlamaz polisi devreye soktu. Polis saldırısında yaralananlar olurken, gözaltı ve tutuklamalar gündeme geldi. Ancak kadınlar geri adım atmadı. Polisin saldırısı diğer işçilerin, şehir halkının ve en sonunda fabrikanın yerli erkek işçilerinin dayanışmasına yol açtı.

Akşamları ev ziyaretleri veya erkek işçilerin gittiği birahanelere giderek neden grev yaptıklarını anlatmaları, ücret eşitsizliğinin kaldırılması, işyerindeki barışı ve dayanışmayı güçlendireceği yönünde yapılan ajitasyon, ortak şenliklerle işçilerin tek vücut olması sağlandı. Bu birlik ve grev nedeniyle oluşan üretim ve kazanç kaybı, patronun geri adım atmasını sağladı. 13 Ağustos’ta başlayan grev 20 Ağustos’ta kadınların isteklerini kabul ettirmesiyle son buldu.

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir