Basın özgürlüğü herkes için

Füsun Erdoğan

1990’lı yıllar boyunca Kürt basınında, devrimci, sosyalist basında yazıişleri müdürlüğü yapanların mesaisi DGM savcılıkları ve mahkeme salonlarında geçerdi.

Bir biri üzerine eklenen hapis cezalarının infazı devreye girdiğinde de, eski yazıişleri müdürü yeraltına çekilmek ve yerini başka bir arkadaşına bırakmak zorunda kalırdı. 

Gazete bürolarının basılması, hatta bombalanması, çalışanların tartaklanarak gözaltına alınması, işkenceli sorgulardan geçirilmesi ise rutin bir işlemdi.

Kısacası 1990’lı yıllarda Kürt basınında, devrimci, sosyalist basında çalışanlar faili devlet cinayetleri, gözaltında kaybetmeler de dahil, devletin baskı ve zulmünden payına düşeni aldı.

2000’li yıllarda Terörle Mücadele Yasası’nda peyder pey yapılan değişikliklerle, AKP diktatörlüğünün “demokratikleşiyoruz” palavrası eşliğinde, yine hapishaneler ve yüzlerce, hatta binlerce yıllara varan hapis cezalarıyla basın özgürlüğünü savunmak, bunun için bedeller ödemek yine Kürt basınında, devrimci-sosyalist basında çalışan bizlerin payına düştü, düşüyor…

Elbette bu bedeli en çok da, Kürt basını ve orada çalışan arkadaşlarımız ödedi.

Her iki dönemde de, medya plazalarda çalışan meslektaşlarımız, devletin polisi, savcısı ve mahkemeleriyle elele vererek, Kürt basınında, devrimci, sosyalist basında çalışan gazetecileri el birliğiyle “terörist” ilan ederek, gazeteci olmadığımızı iddia ettiler.

Bizler faşist diktatörlüğün beyaz ölümleriyle, faili devlet cinayetlerinde katledilirken, işkencehanelerinde, kör zindanlarında bedel öderken sessiz kalan meslekdaşlarımız…

Merkez medyada çalışan gazetecilerden Ahmet Şık ve Nedim Şener gözaltına alınıp, tutuklandıklarında gazeteci meslek örgütleri ve meslekdaşlarımızın bir kısmı ancak o zaman şok etkisiyle kendilerine geldiler.

O zaman bile ayrım yapmayı ihmal etmeyenlerin sayısının hayli kabarık olduğunu özel olarak kaydetmekte yarar var.

17-25 Aralık’ta AKP-Gülen kapışmasıyla gazetecilere yönelik saldırı operasyonu Gülen medyasına uzanınca, bu defa onlar bas bas “Özgür Basın Susturulamaz” sloganıyla, gazetecilerin gözaltına alınarak tutuklanmasına, bazı medya organlarına AKP diktatörlüğünce el konulmasına karşı çıktılar.

Bir zamanlar devletle birlikte bizleri “terörist” ilan eden, hatta polis tarafından kurulan komploların bir parçası olan bu gazeteler ve gazeteciler, devletin hışmına uğradıkları bu süreçte bile, “basın özgürlüğü”nü sadece kendileri için savunuyorlar, talep ediyorlar!

Nitelikleri gereği, onların bu   standartına şaşırmamak gerekiyor.

Zindanlarında en fazla tutuklu gazeteci bulunan ülke konumuna yükselen Türkiye’de, faşist diktatörlüğün sözcüleri “içeride tutuklu gazeteci yok” yalanıyla içeride ve uluslararası platformlarda kamuoyunu kandırmayı sürdürürken…

Gerçekleri söyleyen ve yazan, halkın haber alma hakkını savunan Kürt basınına, devrimci sosyalist basına, merkez medyada yer alan ya da Gülen medyası gibi kurumlar da eklenince, gazetecilere saldırının kapsamı da boyutları da hayli büyüdü, genişledi.

Ancak kim ne derse desin ortada kocaman bir sorun var!

Bunca bedele ve yaşanmışlığa rağmen, sadece AKP diktatörlüğünün dokunduğu kesimden ve onları destekleyenlerden ses çıkıyor.

“Basın Özgürlüğü Herkes İçin” derken bile, bu “herkes”i kendinden ibaret görme halleri yanlışında ısrar ediliyor!

Dün Kürt basınında, devrimci, sosyalist basında çalışan bizlerin devletin baskı ve zulmüne uğramasına sessiz kalan gazetecilerin gözaltına alınarak, tutuklanmasına, gazetelerimizin, radyo ve televizyonlarımızın kapatılmasına sessiz kalmalarını haklı olarak eleştiriyorduk.Bugün bir benzerini biz yapıyoruz!

“Onlar gazeteci değil” diye başlayan cümlelerin sonlarına eklediğimiz değerlendirmelerin arkasına gizleniyoruz.

Bu yolla sessizliğimizi, ilgisizlik ve apolitik davranışlarımızı haklı göstermeye çalışıyoruz.

Birazcık aklı-selim düşünsek, bir ilke sahibi olmanın gerektirdiği tutarlılığın pratikteki anlamını yüksek sesle kendi kendimize itiraf edebilsek!..

O zaman “Basın Özgürlüğü Herkes İçin” ilkesinin gereğini yerine getirmek için hiç duraksamadan harekete geçeriz.Gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin yapılan protesto gösterilerinde sadece kendi arkadaşımızın fotoğrafını taşımak, sadece kendi uğradığımız saldırıyı dillendirmek için yer almayız.

Tutuklanan gazetecilerle ilgili yapılan eylemleri seyrederek kaydetmek yerine, bizzat o eylemlerin içerisinde yer alarak, faşist AKP diktatörlüğünün kendi borazanı, yandaşı, yalakası, işbirlikçisi olmayan medya ve çalışanı gazetecilere yönelik saldırılara karşı da sesimizi yükseltiriz.

Yani bugün Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’le dayanışmak için Silivri Hapishanesi önünde nöbet tutan gazetecilerden biri de, devrimci-sosyalist basından, Kürt basınından bir arkadaşımız olmalı…

Örnekler çoğaltılabilir…

Burada önemli olan, bizim hakikaten bütün bu yaşananlarla nasıl ilişkilendiğimizdir.

Aksi tatirde, yalnızca dün, hatta bugün onların bizlere yaptıklarının aynısını yapıyor olduğumuz gerçeğini görmezden gelerek, AKP iktidarının basına yönelik saldırılarını boşa çıkarmak, daha geniş bir karşı koyuşu örgütlemekte geç kalmış olmayacağız.

Tarihe basın özgürlüğünü kendileri için isteyenler olarak da geçeceğiz!

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir