Hendeğin karşısındaki çukur!..

Füsun Erdoğan

16 Aralık 2015 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde Vahap Coşkun’un “Hendeğin Sanal Savunucuları” başlıklı bir yazısı yayınlandı. 24 Temmuz’da faşist AKP diktatörlüğünün Kürt halkına karşı başlattığı topyekün savaşa karşı diren

işin ortaya çıkardığı “hendekler”e devletin ve destekçilerinin, bu kadar çok saldırması kaçınılmaz. Hatta bu çirkin koroya liberallerin, zaman zaman bazı ilerici, demokratların katılması da şaşırtıcı değil! Çünkü bugün hendekler, inkarcı sömürgeci faşist AKP diktatörlüğüne karşı, Kürt halkının direnişinin sembolü olmanın ötesinde, özsavunmanın da temel araçlarından biri! Ve AKP’nin ordusunun, polisinin, özel timinin, ”KaraSaray”a bağlı katil Bora çetelerinin mahallelere ellerini kollarını sallayarak girmelerini, daha fazla katliam yapmalarını engelleyen özgür yaşam korunaklarıdır. Hal böyle olduğu içindir ki, başta katil Erdoğan-AKP diktatörlüğü gelmek üzere, savaşın suç ortağı devletin bütün kurumları, işbirlikçileri, yandaş ve yalakalarının hep bir ağızdan hendeklere saldırması, hendeklerin yaratıcıları ve savunucularını hedef tahtasına oturtmalarına şaşırmamak gerekiyor.

Gerçeklere saygısını yitirmiş akedemisyenlerden Vahap Coşkun inkarcı sömürgeciliğin yanında saf tutan bilumum sömürgeci aydınların övgüsünü aldığı yazısında entelektüel yeteneklerini kötüye kullanmanın pespaye bir örneğini sergiliyor. Coşkun, savaşın ardında bıraktığı Sur’dan başlamış yazısına… O resmin Sur’la sınırlı olmadığını, Cizre, Nusaybin, Silvan, Lice ve diğer ilçelerde de durumun aynı olduğunu ekledikten sonra, “90’larda devletin zulmü nedeniyle göçüyordu Kürtler, bugünlerde ise PKK’nin hendeklerinden ve öz yönetiminden kaçıyor” iddiasıyla hendeğin karşısındaki çukura konumlanıyor.

Sahi halkın öz yönetim ilan ettiği alanlardan halk neden kısmen uzaklaşıyor, taşınıyor, kaçıyor?

Kaçanlar öz yönetim nedeniyle mi kaçıyor?

Halkın öz yönetimini ilan ettiği Kürt kentlerini sömürgeci zulümle tıpkı 1990’larda köyleri boşalttığı gibi, insansızlaştırmak istediği için devlet topa tutuyor, aç-susuz, ilaçsız bırakıyor, görülmemiş bir zulümle boyun eğdirmeye çalışıyor.

Coşkun devletin on bin askerini yığarak başlattığı, topuyla, bombasıyla, ağır silahlarıyla, sokağa çıkma yasaklarıyla Kürt halkını açlığa ve susluğa mahkum etiğini, geceler ve günler boyunca sivil halkı katlettiğini, evlerini bombalayarak, kurşunlayarak, yakıp yıktığını gizleyebileceğini düşünüyor olmalı ki, halkın devletin bu katliamlarından, baskı ve zulmünden değil de, PKK’nin hendeklerinden ve öz yönetiminden kaçtığı yalanına sarılıyor.

İnsanda biraz entelektüel ahlak olur! Biraz insan, halk sevgisi olur!

Vahap Coşkun Sur’un, Cizre’nin, Nusaybin’in, Silvan’ın, Lice’nin ve diğer ilçelerin yakılıp, yıkıldığını görmesine görüyor. Ancak AKP yandaşlığı aklını ve vicdanını teslim almış olmalı ki, bütün bu vahşet tablosunu yaratanın bizzat devlet olduğu gerçeğini görmezden gelip, gerçekleri çarpıtmaya koyuluyor!.. Ve bir çırpıda katil Türk burjuva devletini, AKP diktatörlüğünü aklayıvereceğini sanıyor! Ancak ne Coşkun’un, ne de diğer yandaş kalemşorlerin kalemlerinin gücü bütün bu yaşanan katliamları gizlemeye ve tersyüz ederek çarpıtmaya yetmez!

Bugün Kuzey Kürdistan’da bir iç savaş yaşanıyor. Kürt halkı devletin topyekün savaşına karşı kendini ve öz yönetimlerini savunuyor. Devletin baskı ve zulmüne karşı başkaldırıyor, direniyor, mücadele ediyor… Başta Erdoğan ve AKP gelmek üzere, hendeklere saldırmaları, kendi sonlarının o hendeklerin dibinde yattığını görmelerinden ileri geliyor olsa gerek! Bırakalım hendek kazmayı, hendek fikrinin savunusuna bile tahammülleri kalmamış. Bu yüzdendir ki Vahap Coşkun, hendeklerin kazılmasını destekleyen, hendeklerin gerekliliğini savunanlara da yöneltmiş zehirli dilini.

Önce hendeklerden yana olanları parçalara yırmış. Ve “Kesin inançlı PKK’lileri bir yana koyuyorum. Ama onların haricinde hendek savunuculuğu yapan iki kesim daha var ki, tavırları üzerinde mutlaka durulmalı” diyerek o iki kesime yönelmiş. Bunlardan birisini “tuzu kuru Kürtler” başlığı altında toplamış. Kendi adıma bu “tuzu kuru Kürtlerin” bugüne kadar hendekleri savuduğuna dair somut bir savunuya rastlamadım. Zaten Coşkun’un “tuzu kuru Kürtler” diye tanımladığı kesimlerin yaşamlarına baktığımızda, bunların hendekleri savunması için bir nedeni olmadığı rahatlıkla görülebilir.

Geriye Coşkun’un can havliyle saldırdığı PKK dışında kalan ve kendi koşullarında Kürt halkının yanında olmaya çalışan devrimci-sosyalistler ve çözüm sürecine şiddetle karşı çıkan Ergenekoncular, ulusalcılar kalıyor.

Bunların aralarında hangi çatışma olursa olsun Kürt halkına ve PKK’ye saldırıda her daim birleştikleri biliniyor. Dolayısıyla dün çözüm sürecini eleştiren Ergenekoncularla, ulusalcıların bugün birleşerek Kürt halkına saldırdıklarını dikkate alacak olursak, geriye ilericiler, devrimci ve sosyalistler kalıyor.

Vahap Coşkun devrimci-sosyalistleri “Kürtlerin sırtından inmek istemeyenler” olarak tanımlıyor. Bu kesimlerin “bütün kavgalarını Kürtlerin vermesini arzuladıklarını” iddia ediyor. Ayrıca bunların “çok Kürt dostu gözüküp dışarıdan PKK’ye sürekli gaz verdiklerini” ileri sürüyor! Saldırganlıkta hızını alamayan bu Erdoğan yalakası kalemşor Vahap Coşkun, “bu kesimler” diyerek özel olarak adlandırmaktan kaçındığı ilerici, devrimci, sosyalistlerin; “Ellerini sıcak sudan çıkarıp soğuk suya koymaya niyetleri yok, Kürtleri sahaya sürmekte hiç tereddüt etmiyorlar. Kendilerinden uzak olması koşuluyla hararetle şiddetin en üst noktaya tırmandırılmasını savunabiliyorlar. Güvenli ortamlarında, sıcak kafelerinde, masa başlarında şiddeti kutsuyor, şiddetin yaratıclığından ve ürettiği değerlerin büyüklüğünden dem vuruyorlar. PKK’den daha savaşçı bir performans bekliyorlar” iddiasıyla aklı sıra bir taşla iki kuş vurmaya çalışırken, bütün kinini ve öfkesini kusmuş. PKK’yi ve devrimcileri aşağılamayı, hakaret etmeyi de ihmal etmemiş.

Diktatör Erdoğan’ın kalemşorlüğüne soyunmuş Coşkun’un “bu kesimler” dediği devrimci ve sosyalistlerin bu topraklarda ödedikleri bedelleri sıralamam gerekmiyor. Kaldı ki, gerçekler hem devrimcidir, hem de inatçı! Böylelerinin devrimcilere dil uzatması, yalan-yanlış iddialarla gerçekleri karartmaya çalışmasının ömrü de artık çok kısa!.. Ayrıca PKK ne yaptığını bilmiyormuş da, bu “iki kesim”in dolduruşuna, gazına gelerek hendekleri açıyormuş iddiasının ne kaale alınacak bir tarafı ne de ciddiyeti var. Devlete karşı 29. başkaldırıyı örgütlemiş, devleti defalarca masaya oturmak zorunda bırakmış bir hareketin böyle gazlara ihtiyacı olmadığını bir akademisyen olarak Vahap Coşkun’un iyi bilmesi gerekmez mi?

Bugün Kürt halkı da, PKK’de, Türkiye devrimci-sosyalist hareketi de sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı ortak mücadelenin büyütülmesi, Kürt halkının öz yönetiminin, öz savunmanın bir parçası olarak hendeklerin savunulması sadece Kürt halkının değil, tüm Türkiye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşması demek olduğunun farkında. Öz yönetimlerin batıda da ilan edilmesi gerektiğini kim inkar edebilir ki?! Bugün sorun batı cephesinde ihtiyaç duyulan ve olması gereken dayanışma ve mücadelenin büyütülememesindedir!

Gerisi laf-ı güzaf!..

Gerisi daha çok mücadele, daha çok serhildan/başkaldırı, gerisi daha çok direniş!…

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir