Faşist AKP-MHP iktidarı Kovit-19 pandemisi nedeniyle alel acele infaz yasasında yaptığı değişiklikle 90 bin civarında mapusu dışarı bıraktı. Ve her dönemde yaptığı gibi, yine hasta tutsakları elinde şantaj malzemesi olarak tutmayı tercih etti. Tüm siyasi tutsakları kapsam dışı bırakarak siyasi soykırımında korona virüsünden de yararlanarak tutsakları ölüme mahkum etti.
Hapishanelerde tutsakların sağlık sorunları ve tedavi koşullarının olumsuzluğu Kovit-19 pandemisiyle çok daha yakıcı bir sorun haline geldi. Sağlık sorunlarını çözememiş bir Türkiye’nin hapishanelerdeki tutsakların sağlık ve tedavi koşullarını çözmesini beklemek bir çelişki gibi görünse de…Devletin özgürlüklerini ve tüm haklarını ellerinden alarak demir parmaklıklar ve beton duvarlar ardına hapsettiği tutsakların yaşamından sorumlu olduğu gerçeğini hiçbir gerekçe ortadan kaldıramaz. Dolayısıyla 15 Nisan’da yürürlüğe giren infaz yasasında faşist Saray rejiminin hasta tutsakları, yaşlıları, çocuklarıyla tutsak olan annelerin politik olanlarını kapsam dışı tutmasına karşı tutsakların yaşam koşullarını gündemleştirmek, hak talep etmek, bunun için mücadeleyi büyütmek, faşist AKP-MHP iktidarı üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmak şart.
Sayıları infaz yasası düzenlemesi öncesinde 305 bini aşmış tutsakların doldurduğu hiçbir hapishanede bırakalım 24 saat doktor ve sağlıkçıların bulundurulmasını; hafta içi mesai saatlerinde bile her gün doktor bulunmuyor. Acil durumlarda görevli memur ikna edilebilirse şayet, ambulans çağrılıyor. Çoğu zaman görevli memur ya da memurları ikna etmek bile, birkaç saate malolduğundan; durumun aciliyeti fiilen acil olmaktan çıkarılmış oluyor. Diyelim ilgili memuru çok kısa sürede durumun aciliyetine ikna ettiniz. O koşulda bile en iyi durumda bile ambulansın gelmesi yarım saati buluyor ya da aşıyor. Bunun durumu acil olan bir hasta için ölüm demek olduğunu eğip-bükmeden teslim etmek gerekiyor. Özellikle de kalp krizi, beyin kanaması gibi durumlarda hakikaten tutsakların yaşama şanslarını hapishane koşulları otomatikman ellerinden alıyor.
Bütün bunlar pandemi öncesi koşullar içindi.
Ceza Sisteminde Sivil Toplum Derneği-CİSST’nin verilerine göre 2019 yılında siyasi ve adli olmak üzere 50 hasta tutuklu yaşamını yitirdi.
Bugün tüm sağlık sisteminin çöktüğü durumda, dışarıdaki yurttaşların tedavi olamadığını düşündüğümüzde, dört duvar arasındaki tutsakların tümüyle yaşam hakkının elinden alındığı gerçeğinin altını çizmekte yarar var. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre, bugün hapishanelerde 1564 hasta tutuklu ve hükümlü var ve bunlar arasında 590’ının sağlık durumu kötü.
Pandemi sürecinde ise, 25-30 kişinin dip dipe yaşadığı koşullarda bırakalım sosyal izolasyonu, hijyenik bir ortam sağlamak mümkün değil. Koğuşun bir bölümünün mutfak, banyo ve tuvalet olarak kullanıldığı, havalandırmanın yetersiz olduğu, bir fiziki ortamda tutsakların virüse karşı kendilerini korumaları neredeyse olanaksız. Yayılan salgınla birlikte hapishanelerde çok büyük sorunların ortaya çıkacağını görmek için müneccim olmak gerekmiyor.
Faşist AKP-MHP iktidarı, hapishanelerin durumunu ayrıntılarıyla biliyor olmasına rağmen, hasta tutsakları, siyasi davalardan yargılanan yaşlılar ve çocuklar başta gelmek üzere, hapishanelerin kapılarını açmayarak, pandemiyi fırsata çeviriyor.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir…
Hapishanelerden çıkacak her bir tabutun sorumlusu faşist Saraydır, faşist AKP-MHP iktidarıdır.Bu nedenle, dört duvar arasında tutulan tutsakların dışarıdaki sesi olmak, hapishanelerin kapılarının açılması için mücadeleyi büyütmek bir görev olmanın da ötesinde tarihi bir zorunluluktur…