İnceltilmiş Erkek Egemen Çizginin Sefaleti -VI- 

Füsun Erdoğan
Coğrafyamızda devrim, sosyalizm iddialı herhangi bir akımın “devrimci kararlılığını” nasıl ölçeriz? Hani ainesi iş­tir kişinin lafa bakılmaz ya, onun gibi, ” devrimci kararlı­lık” ölçümünün konusu olan parti, örgüt vb. yapının eyle­mine, eyleminin içeriğine bakarız. Örneğin günümüzde Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine karşı enternasyonal tu­tumla ilişkilenmeyi başarmak, devrimci kararlılığın çok ke­sin bir göstergesidir. Devrimcilik reformculuk ayrımının önde gelen temel ayracıdır, sosyal şovenizmin hiç bir za­man devrimci olduğu görülmemiştir. Çünkü sosyal şove­nizmin çekirdeğini burjuvaziyle, kendi ulusunun burjuvaziyle işbirliği oluşturur.

İşçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadınların, sermaye  egemenliğine karşı ve keza aynı zamanda erkek egemenliğine erkek  egemen değerlere ve evin küçük patronuna karşı mücadeleye seferber edilmesi, bilinçlenmesi ve örgütlenmesi yolundaki çabalar, devrimci kararlılığın en kesin ölçülerinden birisidir. Kadınlar katılmadan devrim olmayacağına, sermaye egemenliği devrilemeyeceğine göre   başka türlüsü düşünülemez. Bu böyledir çünkü milyonlarca emekçi, ev emekçisi kadın, ezilen sınıfın kadını çifte baskı ve sömürünün cenderesi altında kendine güvenini yitirmiş, bastırılmış, edilgenleştirilmiş, tabileştirilmiş, örgütlenme ve birlikte hareket etme yeteneği felç edilmiş, aile çemberinin küçük dünyasına hapsedilmişlerdir. Devrimci kararlılığın, devrimci iradenin daha çetin bir sınava gireceği başka bir toplumsal kesim yoktur.

Kadının özgürleşmesi ve kadın kurtuluş mücadelesi, keza işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadınların devrim ve sosyalizm mücadelesine seferber edilmeleri devrimci görevleri, ’90’lardan günümüze ilerici hareketin günde­minde olageldi. Devrimci hareket içerisinde; birisi devrimci diğeri de statükocu ve muhafazakar iki tutum, iki çizgi açığa çıktı. Devrimci çizgi, teorik, programatik, pra­tik ve politik olarak, ’70’lerde doğan ve ’90’lara kadar devam edegelen “devrimcili­ğin erkek hali”ni aşma, “devrimciliğin erkek hali”nden kopuşma rotasında ilerlemiş­tir. Bu uluslararası komünist hareketin teorik birikimin ve deneyimlerin en ileri dü­zeyden kavr

amayı kapsadığı gibi, bütün bir 20. yy. sosyalizmi ve devrim deneyim­lerini sınırlılıklarından ve eleştirel devrimci analizinden çıkan sonuçlarla, komünist birikimin ulaşmış olduğu sınırları, düzeyi aşmayı da kapsamaktadır.

ikinci çizgiye gelince, o “devrimciliğin erkek hali”ni kıskançlıkla savunma ve sür­dürmesi nedeniyle statükocu ve muhafazakar olduğu gibi, aslında gelişen devrimci çizgiye karşı gösterdiği direnç ve reaksiyon nedeniyle düpedüz gericidir. Tıpkı sos­yal şovenizm gibi, inceltilmiş erkek egemenliğini savunmaktadır. O kadın cinsinin özgürleşmesinden, kadın kurtuluş mücadelesinden dem vurmakta; lakin kadının öz­gürleşmesi ve kadın kurtuluş mücadelesini sermaye egemenliğine karşı mücadeleye indirgemekte, erkek egemenliğine, erkek egemen değerlere ve evin küçük patronlu­ğuna karşı mücadeleyi ihmal edilebilir gördüğü içindir ki, sermaye egemenliğine, kapitalizme ve faşizme karşı mücadelede ezilen sınıfın kadının ezilen sınıfın erkeği­ne tabi olmasını savunmaktadır. Demek ki burada inceletilmiş erkek egemen çizgi gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Hakkını yememek için belirtelim, KızılBayrak, ilerici hareket içerisinde bu gerici çizginin bayraktarlığını yapmaya soyundu. Bu yolda 8 Mart’tan 8 Mart’a çok çaba­lar harcadı. En son 2008 8 Mart’ında sonra TKİP Merkezi Yayın Organı Ekim’in Mayıs 2008 tarihli sayısında yer alan, “8 Mart’ın tanıklık ettiği ayrışmanın ilkesel anlamı ve politik önemi” başlıklı yazıyı yayınladıktan sonra, Devrimci 8 Mart Platformu’na ha­kim inceltilmiş erkek egemen çizgisiyle onun şahsında mücadele edilmesi onurunu hak etti. Şimdi şu soruyla başlayabiliriz.

8 Mart Neyi Simgeler?

Devrimci hareketin bu soruya yanıtı, onun pratiğinde verilidir. Onlar için 8 Mart, sınıf mücadelesi tarihinde yaratılmış takvimsel bir gündür. Tarihlerinin belli bir aşa­masından itibaren devrimci örgütler 8 Mart’tan 8 Mart’a düzenledikleri etkinliklerle bu günü anarlar/ kutlarlar. Bu kutlamalar vesilesiyle kadın sorunu ve özgürleşmesi­ne dair UKH’den ödünç aldıkları bazı genel değerlendirmeleri tekrar edip, inceltilmiş erkek egemenliğinin yön verdiği pratiklerini sorgulamaksızın, bir sonraki 8 Mart’a kadar “sorun”u rafa kaldırırlar. Devrimci hareketin pratiğine damgasını vuran dev­rimci görevlerin bu dar, sınırlı kavranışıyla hesaplaşmak ve kopuşmak yerine bazıla­rı bir adım önce çıkarak takvim devrimciliğini teorize etme ve inceletilmiş erkek ege­men çizgide derinleşme yolunu tutuyorlar. Devrimcilere bu alanda pasifizmi öğütleyen, her taraftan kendiliğindencilik akan bu “izah”a, kendiliğindenciliği teorize eden bu yaklaşıma biraz daha yakından bakmakta yarar var.

“Bahar döneminin genel kitle hareketliliğinde 8 Mart’ın kendine özgü bir ağırlı­ğından söz edilemez. Bu anlaşılır bir durumdur. Zira olup bitenler daha çok bir kut­lama günü sınırları içinde kalmaktadır.” (KızılBayrak, 2008/3, agy)

“8 Mart’ın kendine özgü bir ağırlığından söz edilemez” diyorsunuz öyle mi? Bu saptamanın Ekim’in dahil olduğu Devrimci 8 Mart Platformu bakımından “anlaşılır bir durum” olmasına bir diyeceğimiz yoktur. Zira kendilerinin de itiraf ettikleri gibi Mart onlar için “bir kutlama günü sınırları içinde kalmaktadır.” Ancak kendi gerçek­lerini itiraf ederken bu platform dışında kalan bütün güçleri de takvim devrimcili­ğine dahil etmelerinin beyhude bir çaba olduğunu belirtmeliyiz. Ekim’in takvim devrimciliğine, kendiliğindenci pratik ve yaklaşımlarına kılıf bulma çabası 8 Mart 1 Mayıs kıyaslamasıyla şöyle devam ediyor.

“1 Mayıs’da kuşkusuz bir kutlama günüdür. Fakat uluslararası devrimci işçi hare­ketinin tarihinde bu kutlama, salt kendi içinde özel bir gün olarak değil, fakat sür­mekte olan mücadelenin özel bir çabayla yoğunlaştırıldığı bir dönemin tepe nokta­sı olarak ele alınmış, zamanla buna uygun gelenek oluşturulmuştur” (agy)

Öncelikle şunu belirtelim ki, Ekim, 8 Mart şahsında inceltilmiş erkek egemen çiz­gi ile takvim devrimciliğine devrimci hareketin bu iki geri, bu iki zaaflı yapısal nite­liğini mükemmel şekilde birleştirmektedir. Gerçektençok ilginç! Pek i”takvim dev­rimciliği” ile “inceltilmiş erkek egemen çizgi” arasındaki bağıntı bağ nedir?bunlar tesadüfen yan yana gelmiş değiller. Muhataplarımızın geleneksel biçimde yaşattık­ları, ’75-80 döneminin “devrimci kendiliğindencilik” zihniyeti, tarzı her iki durumun özünü ve ruhunu oluşturmaktadır.

Özrü kabahatinden büyük bu temellendirme aynı satırlarda kendi tutarsızlığını da ortaya koyuyor. 1 Mayıs’1 “kendi içinde özel bir gün olarak” kutlamaktan çıka­ran şeyin; “mücadelenin özel bir çabasıyla yoğunlaştırıl”masıyla sağlandığı gerçe­ğinin itiraf etmek zorunda kalıyor. Ekim’in kendiliğindenci, inceltilmiş erkek ege­men çizgiye ve takvim devrimciliğine kılıf bulma çabası itiraflar dizisine dönüşüyor, işçi ve emekçilerin uluslararası mücadele tarihinde yaratılmış bu günler hiçbir za­man kendi kendine özel bir gün an haline gelmezler, gelemezler. Dolayısıyla Ekim’in ” 8 Mart’ın kendine özgü bir ağırlığından söz edilemez” diyerek bunu ge­rekçe olarak göstermesi, daha doğrusu bahane üretmesi, kendiliğindenciliğin acı­rı ası iflasından, sefaletinden başka nedir ki! Çok açık ki bunun için özel çaba gös­termek emek vermek, mücadele etmek gerekir. Ekim’in yaptığı bu değerlendirme aslında onların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Cünü’nün neyi simgelediğini anla­madıklarını gösterir. Zira, onlar kendi durumlarına kılıf arama derdindeler. Bakış açısı, daha başından erkek egemen zihniyete kurban gitmiş bir yapının devrimci hareketin içine düştüğünü zaafın izah etme çabası da kaçınılmaz olarak böylesine trajik komik bir hal alabilir/ alıyor…

Takvim devrimciliğinde inceltilmiş erkek egemen çizgi demir atmış anlamamakta ısrar etseler bile biz yine de 8 Mart’ın neyi simgelediğini bir kez daha tekrar edelim:

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; kadın sorununu kadının ikinci cins olması-ni;işçi, emekçi ve genç kadınların ikinci cins olmasını işçi, emekçi kadının çifte bas­kı ve sömürüye uğradığını ve bütün bunlardan kurtuluşu için mücadeleyi simgeler, somutlar. Yalnızca bu kadar da değil; bu sorunların tecrit halde 8 Mart’ların sorunu olarak düşünülüp, algılanamayacağını da kapsar 1910 yılında toplanan 2. Enternas­yonal Kadınlar Konferans’ında dokuma işçisi kadınların anısınaClara Zetkin’in 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisinde de bu bakış açısı vardır. Dolayısıyla 8 Martlar takvim devrimciliğine demir atmış grupların algıladığı gibi yalnızca tarihsel bir gün değildir. Aksine 8 Martlar; 1857 ve 1886 yıllarında Ame­rikalı işçi kadınların Amerikan burjuvazisine karşı yaktıkları mücadele ateşini dün­den alıp bugünümüzü aydınlatmanın, gelecek özgür günleri yakın kılmanın bir ara­cıdır. 8 Mart’lar, kadın özgürlük mücadelesini büyüterek geleceğe taşımanın bir ba­samağı, özel bir an’dır. Tıpkı işçi sınıfının birlik mücadele dayanışma günü 1 Mayıs­lar; Kürt halkının başkaldırı günü 21 Martlar gibi 8 Mart’ta emekçi kadınlar için mü­cadele günüdür. Gerisi mi? Laf-ı güzaf!!!

Kendiliğindenciliğin derin sularında seyreden Ekim, şu incileri döktürmekten kendini alamaz:

“Toplumsal gerilik, bunun kadın sorunu üzerinde daha da belirgin bir biçimde ken­dini göstermesi, işçi kadın eksenli etkili kadın hareketi geleneği olmayışı vb. 8 Mart’ın iyiden iyiye kendi içinde bir kutlama günü sınırlarına mahkum etmektedir” (agy)

Bu satırları döktüren bir yapı hala öncülük önderlik iddiasında olabiliyor! Oysa bu zavallı ve sefil kendiliğindencilik olsa olsa nal toplayıcılık olarak tanımlanabilir. Sizi inceltilmiş erkek egemenliğinin şampiyonları sizi, orada durun bakalım! Sizin sormadığınız soruyu biz soralım. 8 Mart’ın “kendine özgü ağırlığı”nın olmamasında komünist, devrimci, öncülük, önderlik iddiasında olan yapıların hiç mi sorumluluğu yoktur? Söz konusu yapıların gerek 8 Mart’larda ve gerekse de bir bütün olarak işçi, emekçi, ev emekçisi ve genç kadınların, ezilen kadın cinsinin özgürleştirilmesi ve ka­dın kurtuluş mücadelesinde izledikleri çizginin hiç mi rolü payı yoktur? Ya da bu du­rum hangi çizginin eseridir, hangi çizginin sonucudur diye sorsak, sınıfsal yaklaşım, devrimcilik, sosyalizm, marksizm bakımından yanlış mı olur?… Sahi siz bu soruları niçin sormuyorsunuz? Onlarla yüzleşecek, onlarla hesaplaşacak devrimci bilinç, cü­ret ve inceltilmiş erkek egemen çizginin sürdürücülerinde bu konuda yarattığı geri­ciliğin durmaksızın nasıl reformizm ürettiğini özel olarak açıklamamızı ister misiniz?

Hemen söyleyelim ki, Devrimci 8 Mart Platformu’nun kesinlendiği inceltilmiş er­kek egemen çizgi için, özel olarak işçi, emekçi kadın kitlelerini 8 Mart’tan 8 Mart’a hatırlamak, 8 Mart’ta da yarım hatırlamak hiç de zorunlu değil aslında. Yani kendi çizgilerinde, ezilen sınıfın kadın kitlelerine özel olarak gitmeyi, ezilen sınıfın ezilen cinsi gerçeğini her yönüyle hesaba katan özel yöntemler, özel çalışma. Mücadele ve örgüt biçimleri geliştirmeleri pekala olanaklıdır. Fakat bunu bile yapmıyorlar!… Ger­çekten neden yapmadıkları, yapamadıkları çok önemli bir soru olarak onlardan ya­nıt istiyor. Biz şu kadarını söyleyelim ki, Devrimci 8 Mart Platformu’nu oluşturan ya­pılar genel olarak, hiç değilse uluslararası komünist hareketin teorik birikimi ve pra­tik deneyimlerini kavramayı sağlayabilecek düzeyde bile bir kadın aydınlanması ya­şamadılar. Dahası bu onlar için bir ihtiyaç haline bile gelmedi. Yani demek ki, ken-diliğindencilik, “devrimci kendiliğindencilik” devrimciliğimizin eril hali olarak, in­celtilmiş erkek egemen çizginin serasıdır.

Yasak Savarı Kim?

Takvim devrimciliğinin ve inceltilmiş erkek egemen çizginin bir diğer adı yasak savmadır. Bugüne kadar devrimci hareket kadın sorunu özgürleşmesi ve örgütlen­mesi konularında var olan zaaflarını 8 Mart’larda “telafi” etme daha doğrusu örtbas etme, savuşturma telaşı/ çabası içerisinde olmuştur. Ancak işin abesi olan ve herke­sin bildiği kabul ettiği şey; böylesine temel bir sorunda var olan zaafların 8 Martlar­da yasak savma babından etkinliklerle telafi edilemeyeceğidir. Şayet tutarlı bir an­layış ve devrimci bir pratiğe sahip değilseniz özeleştiri silahınızdan güç almıyorsa­nız, daha doğrusu kendi sınırlarınıza saldıracak devrimci cüretiniz, bir iç devrimi, bir devrimci kopuşu örgütleyebilecek ideolojik teorik duruşunuz, devrimci yenilenme gücünüz ve enerjiniz yoksa inceltilmiş erkek egemen çizginin batağında çırpınmak­tan bitap düşersiniz. Sıkıştığınız yerde başkalarına saldırmak onları da kendi zaaf­larınıza ortak etmek gibi beyhude çabalara girer; hiç olmadık yerden medet umar, bazı genellemelerle durumu idare etmeye çalışırsınız. Bunun adı oportünizmdir. Bu­güne kadar da hiç kimseyi, hiçbir grubu ihya etmemiştir/ edemez de!

8 Martları takvimsel bir gün olarak ele alıp yasak savan devrimci hareketin bu pratiğine kılıf bulma çabası içerisinde olan Ekim’in tutumu buna tipik bir örnek oluşturuyor.

Ekim diyor ki; “bugünkü koşullarda 8 Mart vesilesiyle politik açıdan önemli olan kurulu düzendeki kadın sorunun etkili bir propaganda ve ajitasyon vesilesi olarak kullanabilmek, sorunun anlamını, kapsamını ve çözümüne ilişkin temel devrimci dü­şünceleri, daha çok da devrimci şiar ve istemler olarak, başta işçiler olmak üzere emekçilerin geniş katmanlarına taşıyabilmektir” (agy)

Tek bir cümleden ibaret olan bu görev tanımında “bugünkü koşullar”a dikkati­nizi çekmek istiyoruz. Zira bugünkü koşullar üzerinden görevler belirleyen Ekim hem kendi kitlesine hem de devrimcilere açık açık pasifizmi, kendiliğindenciliği öğütle­mekte hiçbir sakınca görmüyor. Öyle anlaşılıyor ki, Ekim bu gücü devrimci hareket­te egemen zaaflardan alıyor. O’na göre birileri koşulları değiştirecek takvim devrim­cilerine, yasak savıcılara alan açacak; sonradan onları buyur edecek. Öyle mi? Ön­cülük bunun neresinde! Düpe düz nal toplayıcılığı değil mi bu! Oportünist hilelerde hayli başarılı Ekim’de bu tür yaklaşımlar istisna değil. TKİP 2. Kongre değerlendirmelerinde; kadınlar birliği, kadın dernekleri tipik feminist örgüt modelleri” olarak de­ğerlendiriliyor. Bugün açısından bu tip kadın kurumlarını, birlik ve dernekleri gerek­siz buluyor. Ancak yarın “bunları gerektiren durumlar belki ortaya çıkabilir” diyerek manevra için açık kapı bırakmayı da ihmal etmiyor. En çarpıcı olan da, bu kurum­lar “kitlesel bir kadın hareketine dayanan örgütler olursa eğer, elbette biz de bir bi­çimde bunlar içinde çalışma yoluna gider…” iz diyerek başkalarının emeği üzerine hesaplar yapmanın, hazırcılığın, kuyrukçuluğun çok tipik bir örneğini sergiliyorlar. Tamam “8 Mart vesilesiyle politik açıdan önemli olan kurulu düzendeki kadın soru­nunu etkili bir propaganda ve ajitasyon vesilesi olarak kullanabilmek…” gerekir di­yorsunuz. Ev, peki ya”8 Mart” sathı mehili dışında ne olacak ne yapmayı düşünüyor­sunuz? Bu Türkiye işçi sınıfı, kadın ve erkek işçilerden oluşmuyor mu? Kadın işçiler; sermayenin baskısı ve sömürüsünün yanı sıra, cinsel baskı ve sömürüye de maruz kalmıyor mu? Yani kadın işçilerin maruz kaldığı çifte baskı ve sömürüyü, daha doğ­rusu cinsel baskı ve sömürüyü ihmal edilebilir görmeyi ve ihmal etmeyi, sınıf siyase­ti ve en bükülmez devrimcilik mi sanıyorsunuz? Tam da burada reformizm detektö­rü sinyal vermeye başlıyor… Daha baştan görevleri daraltıp sınırlandırmanız hakika­ten çok tuhaf görünüyor… Sanki 8 Mart’ın simgelediği şeyi 8 Mart’a gömerek kur­tulmak istiyorsunuz gibi bir hal var! Oysa 8 Mart’tan önceki bir kaç ay çok farklı bir telden çalıyordunuz, ne oldu böyle.

Reformist Oları Kim ?

2008 8 Mart etkinliklerinin ardından Devrimci 8 Mart Platformu ortak bir tutum alarak düzenledikleri etkinlikleri şıpın işi “kızıl” olarak nitelendirdi. Diğer etkinlikle­ri ise her biri keyfine göre renklendirdi. Kimileri “mor” yakıştırırken 8 Mart kadın et­kinliklerine; bazıları da “pembe”yi uygun buldular. Bu yakıştırmalarının altımda bil­dik çarpıtmalarla “doldur”maya çalıştılar. Ben “söyledim”, “yazdım”, uysa da olur uymasa da olur kabilinden. Değerlendirmeleri bu minvale oturtarak, “kadın soru-nu”nu 8 Mart’tan 8 Mart’a hazırladıkları gerçeğini, keza inceltilmiş erkek egemen çizgiyi ve takvim devrimciliği tarz ve zihniyetini perdelemeye, örtmeye çalıştılar.

Devrimci 8 Mart Platformu’nda yer alan grupların yayın organlarında düzenle­dikleri 8 Mart’ı “kızıl” yapan ayırıcı özelliklerini aradık. Maalesef her birinin sayfala­rında 8 Mart haberlerinin satır aralarına sıkıştırılmış “erkeksiz 8 Mart” kutlamasına saldırmaları dışında bir şey bulamadık. Bir de en önemlisi 8 Mart gibi bir günde ka­dınların ezilen cins olmaktan kaynaklı talep ve şiarlarının Devrimci 8 Mart Platfor­mu’nda pek rağbet görmediğini tespit ettik.

Lenin Ne Yapmalı eserinde “herhangi bir örgütün niteliğini doğal ve kaçı­nılmaz olarak belirleyen şey, o örgütün eyleminin içeriğidir” der. Biz de buradan yo­la çıkarak, Devrimci 8 Mart Platformu’nun düzenlediği 8 Mart mitinginin içeriğine bakarak nasıl “kızıl” olmuş; 8 Mart Kadın Platformu’nun düzenlediği miting neden “mor” ya da “pembe”imiş ona bakalım…

Bir eylemi değerlendirirken ilk sırda eylemin amacı, şiarları, mücadele talepleri, kürsünün nasıl kullanıldığı, kimler tarafından düzenlendiği vs. vb. noktalara bakılır. Bizde sırasıyla kıyaslama yapalım.

Bilindiği gibi her iki mitingde 8 Mart’ı kutlamak amacıyla yapıldı. 8 mart ve ka­dın yan yana geldiğinde hiç tartışmasız burada özne kadındır. Her hangi bir spekü­latif tartışmaya malzeme yapılmaması için burada kadın kavramı içerisinde; Kürd’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Ermeni’siyle, Rum’uyla, Çerkez’iyle, Cürcü’süyle… Bu coğrafyada yaşayan bütün ulus, uluslar, ulusal ve dinsel topluluklardan, işçi, emek­çi, ev emekçisi ve genç kadınları özcesi ezilen sınıfın ezilenlerini kast ettiğimizi be­lirtelim. 8 Mart gibi bir günde özne’nin kadın olması gerektiği doğrusundan yola çı­kacak olursak; ezilen sınıfın kadınların kadın talep ve şiarlarının eylem alanına dam­gasını vurması gerekir. Buradan hareketle her iki mitingin şiarlarına bakalım:

8 Mart Kadın Platformu; “Susmayacağız, Durduracağız!” şiarıyla erkek egemen­liğine, “namus” cinayetlerine, cinsel taciz ve tecavüze, şiddete, savaşa, ırkçılığa, yoksulluğa, SSGSS’ye karşı kadınları miting alanında birleştirdi. Devrimci 8 Mart Platformu’da “emperyalizme, şovenizme, gericiliğe, sosyal yıkıma, sömürüye ve ay­rımcılığa karşı, kadınlar örgütlü mücadeleye!” şiarıyla miting alanında esas olarak erkekleri birleştirdi…

Çok açık ki her iki mitingin şiarında genel taleplerde bir ortaklık göze çarparken ne yazık ki Devrimci 8 Mart Platformu’nun temel şiarında bugün geniş emekçi kadın kitlelerinin kadın olmaktan kaynaklı talepleri kendisine yer bulamamış! Bir de ge­çerken küçük(!) bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyoruz. 8 Mart Kadın Platformu “Sus­mayacağız, Durduracağız!” diyor. Devrimci 8 Mart Platformu ise; kadınları “örgütlü mücadeleye” çağırıyor! Elbette geniş emekçi kadın kitlelerini örgütlenmeye çağır­mak gerekir. Ancak 8 Mart günü için tercih edilen bu temel şiarlara alt alta koydu­ğunuzda birinci de; kadın aktif bir özne. ikincide ise pasif, edilgen bir konumda!!!

Gelelim miting alanında kürsünün kullanılmasına şıpın işi “kızı I” I iğin nereden geldiğini arıyoruz ya! 8 Mart Kadın Platformu’nun düzenlediği mitingde tertip ko­mitesi adına Türkçe ve Kürtçe yapılan konuşmada platformun temel şiarı öne çıktı. Ayrıca direnişte olan ilbek Tekstil ve Kocaeli Üniversitesi işçileri adına birer konuşma yapıldı. Tuzla tersanelerinde iş cinayetlerinde eşini kaybetmiş olan Rukiye Levent tersane işçilerinin eşlerinin sesini alana taşıdı. Miting müzik ve halaylarla bitirildi.

Devrimci 8 Mart Platformu’nun organize ettiği mitingde yapılan ortak konuşma da temel şiar ekseninde olmuş. Ve miting müzik halay ve marşlarla son bulmuş!

Hangi kürsü daha devrimci?! Ortak konuşma metni müzik ve şiir dışında kürsüye ne taşıdınız? 8 Mart’ta emekçi kadınlar için kurulan kürsüden direnişteki işçilerin iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin ailelerin sesini yükselten kim? Sorular çoğaltıla­bilir. Ancak biz bu kadarla yetinelim. Ve bir de mitingleri kimlerin düzenlediğine ba­kalım. Burada tek tek katılımcıları saymayacağız. Ancak her iki platformda da; ileri­ci, demokrat, yurtsever, devrimci, komünist grup ve partiler ile kitle örgütü ve sendikalar yer aldı. Bu yıl feministler 8 Mart Kadın Platformu’nun örgütlediği mitingin organizasyonunda yer almayıp yalnızca katılımcı oldular. Onların platformdan çe­kilmiş olmalarından olumlu bir durum olarak değerlendirmediğimizi de geçerken belirtmiş alalım, bugün için

Şimdi başa dönüp bazı noktaların altını çizebiliriz… Devrimci 8 Mart Platformu 8 Mart gibi bir günde geniş emekçi kadın kitlelerinin kadın olmaktan kaynaklı özel ta­leplerini bugün için görmezden gelmiştir.

Kürsüde de günün özgünlüğüne uygun mitingi “kızıl’laştıracak her hangi bir va­roluş sergilenmemiştir. 8 Mart mitingi her hangi bir mitingden çok da farklı olma­mıştır.

Ezici olarak erkek katılımcıların damgasını vurduğu bu mitingde de ; devrimci grupların ne kadar erk’ek oldukları tescillenmiştir. Devrimci grupların geniş emekçi kadın kitleleriyle bağının da ne kadar zayıf olduğu görülmüştür.

Yine bu miting tablosundaki erkek rengi “her işi olduğu gibi Mart’ı da en iyi biz kutlarız!” mesajını vermiştir.

Sıraladığımız bu gerçekler Devrimci 8 Mart Platformu bileşenlerinin düzenledik­leri mitinge “kızıl”lığı yakıştırıp, diğer mitingi “mor”, “pembe” ilan etmeleri gerçek­leri değiştirmiyor. Aksine, bugün geniş emekçi kadın kitlelerinin kadın olmaktan kaynaklı sorunlarına ilgisizliklerini, emekçi kadın kitlelerine ne kadar yabancılaştıklarını; devrimcilik- reformculuk tartışmalarından var olan pratikleriyle bırakalım devrimciliği, reformcular kadar bile olamadıklarını; geleneksel erkek bakış açısının devrimci hareket üzerindeki etki düzeyini inceltilmiş erkek egemen çizginin hakimi­yetini göstermektedir.

Gerçekler böyleyken Ekim, 8 Mart mitinglerinden hareketle, şu saptama ve de­ğerlendirmeleri yapıyor:

“Bir yanda 8 Mart’ı emekçi ve devrimci içeriği ve gelenekleri ile ele alan Devrim­ci 8 Mart Platformu, öte yanda onu salt bir kadın eylemine indirgeyen, böylece emekçi ve devrimci karakterinden arındıran içini boşaltan reformist feminist cephe.”

“Emekçi ve devrimci karakterinden arındırılmış “erkeksiz 8 Mart” anlayışı, temel özelliği bu olan…”

Ekim, sanki ı Mayıs’tan, Newroz’dan, ı Eylül’den vb. bahsediyor gibi, 8 Mart’ın “salt bir kadın eylemin indirgenmemesi” gerektiğinden dem vururken traji komik bir duruma düştüğünün farkında değil. Farkında olmaması da doğal; inceltilmiş erkek egemenliği işte bu türden bir körlük yaratıyor. Bu öyle bir körlüktür ki, “insan oğlu­nun” gözünü çıkaran gerçekleri hoyratça çarpıtmasını, tahrif etmesini getiriyor.

Yukarıda her iki mitingin karşılaştırmalı analizini yaptık. Şimdi soruyoruz:

8 Mart Kadın Platformunun 8 Mart etkinlikleri ve mitingi neden “emekçi ve dev­rimci karakterde” değildir? 8 Mart’ı “salt bir kadın eylemine indirgediği” için mi?yani erkeksiz olduğu için mi?

Tabii soruları diğer şekilde de sorabiliriz. Devrimci 8 Mart Platformu’nun, 8 Mart etkinliklerine ve mitingine “emekçi ve devrimci karakterini” veren nedir? “Salt bir adın eylemine indirgememesi mi? Yani erkek devrimcilerin de katılmasa ve hatta mi­ting alanda çoğunluk oluşturması mı?

Gerçeklerin gözüne çakmak çakmak bakın doğru sorular bizi bu durumda 8 Mart’ın “emekçi ve devrimci karakterini” verini de güvenceye alanın da erkek dev­rimciler olduğu sonucuna götürüyor, inceltilmiş erkek egemen çizgi, devrimciliği, devrimci erkeklerin tekelinde tutuyor, devrimci kadınların, devrimci erkeklere bağ­lığını, tabiiyetini örgütlüyor; devrimci saflarda kadının ikinci cins konumunu incel­tilmiş biçimde yeniden üretiyor.

Sonuç yerine ilginç bir durumu dikkat çekerek, yazıyı noktalamak istiyoruz. Kızıl Bayrak, 8 Mart’ı önceleyin bir kaç aylık dönemde komünist kadın hareketinin de bas­kısıyla, işçi emekçi kadınlara yönelik çalışmalarını artırma, yoğunlaştırma çabası içi­ne girmiş gözüküyordu. Böyle bir yönelimim gelişmesi her halükarda devrimci ba­kımdan anlamlı olur, olumlu sonuçlar üretebilirdi. Buruda eleştirdiğimiz”8 Mart’ın tanıklık ettiği yarışmanı ilkesel anlamı ve politik önemi” başlıklı yazıda söz konusu yönelimin izine rastlamadık. Hata inceltilmiş erkek egemen çizgiyi derinleştirmek bu konuda tam bir uyuşma içinde olduğu “halkçı müttefiklerinden rol kapmaya çalışı­yordu. Ne olmuştu? O naif yönelimin ömrü birkaç ay mı sürebilmişti? Bir irade kırıl­ması mı yaşanmıştı acaba? Ne olmuştu da inceltilmiş erkek egemen çizgi Mayıs’ta erilce kükremişti! Sahi inceltilmiş erkek egemen çizgi kriz içerisinden miydi yoksa?

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir