Latin Amerika’dan Türkiye’ye Gözaltında Kayıplar-12

Füsun Erdoğan

DOSYA 12

Gözaltında Kaybedilen Eşlerini Arayan Kadınlar
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da devletin gözaltında kayıplar mücadelesinde daha çok analar öne çıktı. 27 Mayıs 1995 yılında İstanbul Galatasaray Meydanı’nda başlayan oturma eylemlerinin bir diğer adı Cumartesi Anneleri oldu…
Gözaltında devletin kaybettiği evlatlarını arayan anaların ısrarlı, direngen mücadelesi bunu haketmiş olsa da…O meydanda ve kayıplar mücadelesinde en başından itibaren yer alan, devletin gözaltında kaybettiği eşlerini arayan kadınlar hep varoldu.
Gülşen Gülünay, Hanım Tosun, Kiraz Şahin, Şehriban Tepeli, Sultan Taşkaya, Hasene Türkoğlu ve diğerleri…

Şehriban Tepeli: Torunlarıma Burası Bizim Mezarımız Demek İstiyorum
Şehriban Tepeli ve Maksut Tepeli Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği-TÖB-DER üyesi bir çifitti. 4 Şubat 1980’de görev yaptıkları Erzincan’da işkenceli gözaltının ardından 4 ay tutsak kalırlar. Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul’a taşınırlar.
Maksut 2 Şubat 1984 tarihinde İstanbul/Küçükbakkalköy’deki arkadaşının evine gider. Eve yaklaştığında kapının kırık olduğunu fark ederek, oradan uzaklaşmaya çalışır. Ancak içeride karakol kurmuş olan polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralanır.
Yoğun kan kaybetmesine rağmen hastane yerine, bir battaniye içerisinde Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürülür…Aynı dönemde gözaltında bulunan üç tanığın beyanlarına göre Tepeli, 5 Şubat 1984 tarihinde Gayrettepe Siyasi Şube’de gördüğü ağır işkenceler sonucu koma halinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırılır. O tarihten sonra Maksut Tepeli’den bir daha haber alınamaz.
Şehriban Tepeli eşi gözaltına alınıp kaybedildiğinde kızları 2.5 yaşındadır ve hakkında arama kararı vardır. Bu nedenle o günlerde, eşini aramasının hiç bir koşulu yokturdur.
Yıllar sonra avukatlar aracılığıyla yaptığı araştırmalar sonucunda Şehriban, gözaltına alındığı inkar edilen Tepeli’nin 6 Şubat 1984 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde yaşamını yitirdiği bilgisine ulaşır.
Üç yıllık ısrarlı girişimler sonucunda da resmi makamlar, Maksut Tehpeli’nin İstanbul Helvacıdede Mezarlığı’na defnedildiğini açıklar. Ancak mezar yeri bilgisi verilmediği için Şehriban’ın eşini arama çabası Helvacıdede Mezarlığı’nın kapısında kilitlenir.
Şehriban kızının “babam nerede” sorularını yıllarca başka bir ülkede çalıştığı ve birgün döneceği şeklinde yanıtlar. Ta ki, canına tak deyip, “artık yeter bu sırrı daha fazla saklayamayacağım” dediği bir anda kızına babasının yaşamadığını söyler.
Koşulların oluştuğu ilk fırsatta da bir avukatla görüşerek, eşinin akibetini öğrenmek için uğraşır…
Ve bütün kayıp yakınları gibi onunda tek istediği eşine ait bir mezar yerine sahip olmak…Kızına söyleyemediği, burası bizim mezarımız sözünü torunlarına söylemek…

Birsen Gülünay: Kemiklerine Bile Razıyım
20 Temmuz 1992’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Hasan Gülünay’ın eşi Birsen Gülünay, dört çocuğuyla birlikte eşini aramaya başladığında 26 yaşındaydı.
1 Mayıs 1977’de Taksim’de babasını kaybeden Birsen’in, çocuk yaşta yetim kalması yetmezmiş gibi, genç yaşta eşi Hasan Gülünay’ı beyaz ölümlerde yitirmesi ikinci bir darbe olmuştur.
İstanbul Sirkeci’de arzuhalcilik yapan Hasan Gülünay, bir sabah Tarabyaüstü’ndeki evlerinden işe gitmek için evden çıkmış. Ve ne o akşam, ne de başka akşamlarda bir daha eve dönmemiş. O güne kadar ev emekçisi bir kadın olan Birsen, eşinin gözaltında kaybedilmek istenmesiyle birlikte yanına aldığı dört çocuğuyla birlikte dört elle mücadeleye sarılır.
Bir yandan çocukların sorumluluğu, diğer yandan eşini arama, katillerin yargılanması mücadelesiyle geçer bütün bir gençliği, bütün bir hayatı…
Birsen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuruda eşinin TKP/ML TİKKO davasından arandığını öğrenir. Çocuklarıyla birlikte günlerece eşini arar…
Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nden sorar eşini. Eşinin abisi Susurluk kazasında ölen İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile görüşür. Kocadağ; Hasan Gülünay’ın yaşadığını, işkenceden geçtiğini, yaralarının iyileşmesinin beklendiğini, düzelince çıkacağı bilgisini verir.
Kocadağ’ın verdiği bu bilgi basına yansıyınca Hasan’ın abisinin evi basılır. Konuşmaması için tehdit edilir.
Hasan Gülünay gözaltındayken Aynı günlerde gözaltında tutulan Erol Çam Hasan’ın “Beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar” seslenişini duyduğu bilgisini verir Birsen’e…
Birsen abisi ve çocuklarıyla birlikte eşinden haber almak için çalmadık kapı bırakmaz…Ancak çaldığı bütün kapılar bir bir yüzüne kapanır.
Günler, haftalar, aylar geçer…
Hüseyin Kocadağ’ın verdiği “Hasan yaşıyor” umudu da söner…
Birsen, 21 Mart 1995 yılında kaçırılan Hasan Ocak kampanyasına en başından itibaren aktif olarak katılır.
Ankara’da Akın Birdal ve İHD yöneticilerinin duruşmasında Emine Ocak’la birlikte Hasan Ocak nerede diye sorunca, jet hızıyla hapis cezasına çarptırılır. Bir kaç gün sonra da, Kızılay Meydanı’nda yapılacak bir açıklamaya katılmak için sokağa çıktığında Emine Ocak’la birlikte gözaltına alınarak tutuklanır ve Ankara Ulucanlar Hapishanesi’ne gönderilir. İstanbul’a döndükten sonra gözaltında kayıplar mücadelesinin daimi militanlarından biri olur Birsen…
Çocukları Cumartesi Meydanı’nda büyür Birsen’in…Davanın zaman aşamasına uğratılmasına isyan eden Birsen, eşinin yaşadığına dair umutlarını çoktan yitirmiş. Ama, eşi Hasan Gülünay gözaltında kaybedildiğinden beri, eşinin mezar hakkı ve katillerin yargılanması için başlattığı mücadelesini yaşadığı sürece sürdüreceğini her fırsatta dile getiriyor.

Hanım Tosun: Tek İsteğim Bir Mezarının Olması
1990’lı yıllar Kürdistan’da devlet terörünün, baskının, zulmün hiç bir sınır tanımadığı zamanlardı. Köyler boşaltılıyor, köylünün hasadı ateşe veriliyor, köy meydanlarında toplu işkence seansları düzenleniyor, halka koruculuk dayatılıyordu…Tosun ailesi, uğratıldıkları baskılar nedeniyle önce Lice’den Amed’e, oradan da İstanbul’a göçetmek zorunda kalır.
19 Ekim 1995 günü Avcılar’daki evlerinde Hanım Tosun sofrayı kurduğu sırada kapının zili üst üst 2-3 defa çalar. Kapıyı açan Hanım, kızına üst üste zile bastığı için kızar. Ancak çocuk telaşlıdır, bir adamın babasının kollarından tutarak bahçeye götürdüğünü söyler. Kızı bu adamların değişik olduğunu, bir arabanın da kapıda olduğunu ekler sözlerine…
Hanım Tosun cama koşar. Kapının önünde beyaz bir araç vardır ve uzun boylu, uzun saçlı bir genç bir adamın araba bozulmuş gibi kaportayı kaldırdığını ve onunla uğraştığını görür.
İlk anda arka bahçeye bakmaz Hanım…Belki arkadaşlarıdır diye düşünse de, kızının adamın elindeki telsizi sakladığını söylemesi üzerine, yeniden ön tarafa koşar. Pencereden baktığında, iri yapılı, uzun boylu bir adamın Fehmi’nin kollarını tuttuğunu görür…Fehmi yukarı doğru bakar ve “imdat” diye bağırır…
Hanım “sanki o zaman bizim için kıyamet kopmuştu” diye anlatıyor yaşadıkları o anı…
Hızla aşağı koşar Hanım…
Büyük oğlu daha hızlı davranır ve babasının ceketinden tutar. Sivillerden biri eline vurarak çocuğu düşürür, “istersen seni de götürelim” diye de tehdit eder.
Hanım aşağı indiğinde katiller çoktan Fehmi’yi sürükleyerek beyaz Toros’a bindirerek arabanın kapılarını kapatmadan hızla oradan uzaklaşmıştır…
200 metre kadar aracın arkasından koşar Hanım…
Bütün mahalle evin önünde toplanır, resmi polisler gelir. Bir genç aracın plakasını almıştır…
Polisler Hanım’ı ifadesini almak üzere karakola götürürler. Dört sivil polis, Hanım’ı bir odaya alarak sorgular.
Ertesi gün hanım Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ve İHD İstanbul Şubesi’ne başvurur.
İlk yıl bir haber alma umuduyla geçer…
İkinci yıl ise, tümüyle umudunu yitirir ve eşinin mezar hakkı için mücadele eder Hanım Tosun…
Bir de, kendi yaşadığı acıları bir başkasının yaşamaması içindir mücadelesi. Eşi Fehmi Tosun evlerinin önünde alınarak kaybedildiğinde 39 yaşındadır. Hanım ise, 29 yaşında…
En küçüğü üç buçuk en büyüğü 14 yaşındaki iki kız, üç oğlan çocuğuyla iki ayrı mücadele verdi Hanım. Hem eşini aradı, hem de çok zor koşullarda geçinmeye, ayakta kalmaya çalıştı.

Kiraz Şahin 40 Yıllık Ömrüne 19 Yıllık Bir Arayışı Sığdırdı
Cumartesi İnsanları’ndan Kiraz Şahin, eşi İsmail Şahin kaybolduğunda 20 yaşındaydı. 4 yaşındaki kızı ve 1,5 yaşındaki oğluyla Galatasaray’ı mesken tutmuştu Kiraz.
40 yaşında yaşamını yitirdiğinde, hayatının 19 yılını eşi İsmail Şahin’i aramakla geçmişti. Çocukları Cumartesi Meydanı’nda büyütmüştü Kiraz.
Beyoğlu Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan eşi İsmail Şahin mesai saatleri içinde kaybedilmişti.
Şimdilerde Cumhurbaşkanı olan faşist şef Recep Tayyip Erdoğan o dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı.
İki çocuk babası İsmail Şahin 18 Ocak 1996’da, saat 06:30 da iki belediye çalışanı ile birlikte görev yaptığı 34 ATZ 59 plakalı temizlik aracında işbaşı yaptı. Temizlik aracı 11. nokta olan Mimar Sinan Üniversitesi’ne geldiğinde iş arkadaşları İsmail Şahin’in ortadan kaybolduğunu söyledi.
Şahin Ailesi Beyoğlu Belediyesi’ne başvurdu. İsmail Şahin’in mesai saatleri içerisinde kaybolduğunu ve bundan işveren olarak sorumlu olduklarını söyleyerek olayı araştırmalarını istedi.
Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı.
Savcılığa da suç duyurusunda bulunarak İsmail Şahin’in akıbetinin soruşturulmasını istedi. Ancak tüm başvurularına rağmen dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan aile ile görüşmedi.
Aynı günlerde İsmail’in o zaman dört yaşında olan kızı Sibel, annesine babasını televizyonda polislerle gördüğünü söyledi.
2011 Şubat’ında, kayıp aileleri ile görüşen zamanın Başbakanı Erdoğan’a Kiraz Şahin “Eşim sizin işçinizdi, mesai saatleri içinde kayboldu. İsmail Şahin’in akıbetinin açıklanması sizin de sorumluluğunuzdur” diye hatırlattı.
Ancak bütün yasal girişimler sonuçsuz kaldı. Kiraz 25 Şubat 2015 tarihinde bir yıldır tedavi gördüğü kansere yenik düştü.
Kiraz’ı son yolculuğuna uğurlayan Cumartesi Anneleri ve İnsanları, Kiraz’a verdiği sözde:
“Güle güle Kiraz, her cumartesi Galatasaray’da sözlerin dilimizde, 19 yıldır taşıdığın İsmail’in fotoğrafı elimizde olacak” dedi.

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir