Eşbaşkanlar Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınması, büyük ihtimalle de tutuklanacak olmaları; devletin direnen Kürt halkına, özgürlük hareketine ve tüm kamuoyuna, irade kırma stratejisini uygulamadaki kararlılık gösterisi olarak görülmelidir.
Tıpkı DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek’in tahliyesinden sonra savcının iki defa itiraz ederek Yüksek’i yeniden tutuklatma çabası gibi…
HDP Eşbaşkan Yardımcısı Alp Altınörs’ün, Parti Meclisi üyelerinin, il ve ilçe eşbaşkanlarının tutuklanması gibi…
35 belediyeye kayyum atanması gibi…
Televizyonların, radyoların, gazetelerin kapatılması, DİHA ve Gündem Gazetesi muhabirlerinin, yöneticilerinin ve Kürt basınıyla dayanışma içerisinde olan aydınların, yazarların, akademisyenlerin tutuklanması gibi…
“FTÖ örgütü”ne ve “bölücü teröre destek verdikleri” gerekçesiyle bir gecede 70 bin memurun işten atılması, hapishanelerde bugüne kadar elde edilmiş tüm hakların gasp edilmesi, sokağa taşıdıkları işkencenin, yeniden ve çok ağır biçimleriyle gözaltı merkezleri ve hapishanelerde uygulanması ve daha fazlası gibi…
Bütün bunlar OHAL’in “FTÖ’ye karşı” ilan edildiğinin kocaman bir yalan olduğunu gösteriyor.
Ve bütün bu yaşananlar Erdoğan-AKP diktatörlüğünün Kürt Özgürlük Hareketine, Rojava devrimine ve Kürt halkına karşı iflah olmaz kin ve düşmanlığını göstermektedir.
İnkarcı ırkçı politik islamcı faşist diktatörlük irade kırma, çöktürme savaşını Kürt halkımızın dişiyle tırnağıyla söke söke elde ettiği demokratik mevzilerini ve kazanımlarını tasfiye ederek sürdürüyor.
Varlığını, kolektif kimliğini ve onurunu savunan halk direnmeye devam ediyor. “Yarın” yüzbinlerin tekrardan meydanları dolduracağından da kimsenin kuşkusu olmasın.
Hatta bu islamcı ırkçı zulüm böyle devam ederse büyük kent ayaklanmalarının patlak vermesi şaşırtıcı olmaz. Ya halkın-özgürlük hareketinin iradesi ya da diktatörlüğün iradesi, birisi galebe çalacaktır!
Deneylererle sabittir!
İnkarcı sömürgeci faşist diktatörlüğün iradesini kıracak yegane güç mücadeledir, direniştir, direniş cephesinin büyütülmesidir.
Ancak devletin siyasi soykırım operasyonlarını Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Kışanak ve Anlı’nın gözaltına sıçratması, yaygın bir şekilde sıranın HDP milletvekillerine geldiği işaretinin verilmesi, daha güçlü bir direniş çizgisinin geliştirebilmek için bir iç hesaplaşmayı gerekli kılıyor.
Yani 7 Haziran seçimlerinden sonra, devletin savaş konseptine karşı neden daha güçlü direnemediğimizden başlayarak, yakılıp, yıkılan, boşaltılan Kürt kentlerini, Cizre’yi, Nusaybin’i, Sur’u ve diğerlerini neden daha güçlü savunamadığımız, neden koruyamadığımız sorularına öncünün durumu ve halkla ilişkilerini değiştirecek, dönüştürecek yanıtlar bulmalıyız.
Neden bodrumlardan yakılan direnişin simgesi ve öncüsü gençlerin katledilmesinin önüne geçemedik?
Ya da sömürgeciliği daha güçlü teşhir edemedik?
Neden siyasi soykırım operasyonlarını karşı güçlü bir halk hareketi ve serhildanlar geliştiremedik?
Ülkenin KHK’larla yönetilmesine karşı meclisin içinden ve sokaktan güçlü bir direniş örgütleyemedik?
Hatta şöyle de sormalıyız, diktatörlüğe karşı koyma ve direnme, kazanımlarımızı savunma olanaklarımızı ne kadar değerlendirebil(iyoruz)dik?
Neden kitleye güven ve moral kazandıracak, birleşip örgütlenmesine hizmet edecek tarzda fiili meşru mücadele temelinde büyük kentlerde yaygın biçimde eylemler yapamıyoruz?
Alt alta sıraladığımız ve çoğaltılabilecek “neden” sorularının yanıtları biliniyor olsa da, bir kez daha altını çizmekte yarar var.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, 7 Haziran Genel Seçimleri’nin hemen ardından başlayan saldırılara karşı mecliste ciddi bir direniş, karşı koyuş örgütlenemedi. Daha önemlisi de, sokaklarda güçlü bir halk direnişi açığa çıkarılamadı.
Bu durum sadece Türkiye’nin batısında değil, aynı zamanda Kürdistan’da da önemli bir sorun olarak karşımıza çıktı.
Peki ne oldu halk mı yoruldu?
HDP yani öncü mü, örgüt mü yoruldu?
2015 yazında geri çekilmek, bedel ödemeden kaçınmak yalnızca diktatörlüğü cesaretlendirmedi, aynı zamanda halkın özgüvenini, cesaretini kırdı.
Parti binalarını savunmamak, mitingleri iptal etmek, sokaklardan bir nevi çekilmek vb. gerektiği kadar direnişçi olmayan siyasal çizgi DAİŞ-AKP bombalarından daha da çok korku dalgalarının yayılmasını besledi.
7 Haziran’dan ya da 1 Kasım’dan sonra neden büyük bir örgütlenme seferberliği geliştirilmedi, geliştirilemedi?
Neden HDP’ye oy veren, sevgi ve sempati duyan milyonları, ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle, örgütlemeye girişmiyoruz?
HDP-HDK’yı halk direnişinin dayanacağı gerçek bir örgütsel temele kavuşturmuyoruz?
HDP’de örgütlenmiş kuvvetler gerçekten bire bir ilişkiler temelinde kitlelerin direnişini örgütlemeye seferber oluyorlar mı?
HDP kendisine oy veren kitleleri bir bir örgütlemeyi ne kadar dert ediyor?
Peki ya Avrupa’da yaşaşan bizler?
Bizler ne yaptık?
Alışılmış eylem ve ilişki biçimlerinin, hareket tarzlarının dışına çıkmayı denemeye cesaret edebiliyor muyuz?
Kendimizi sınırlandırmanın, statükoculuğun, alışkanlıklarımıza tutsaklığın uyuşturucu konformizminden kurtulmayı denemek için daha ne kadar bekleyeceğiz?
Yapabileceklerimizin en azını yaptığımızın ayırdında mıyız? Rahatsızlığını duyuyor muyuz bu acıtıcı gerçekliğin?
Soruları çoğaltabiliriz, yeni sorular sorabiliriz ve sormalıyız.
Daha önemlisi Avrupa’da mücadele edenler Türkiye ve Kürdistanlılar olarak bizler yukarıda sıraladığımız “eski sorunlara” yeni sorular sormayı, düşünüş tarzımızı ve yanıtlarımızı da yenileyebilmeliyiz.
Hareket ettiğimiz öncül basitçe, direnişi geliştirebilmek için direnişi örgütleyen öncü güçlerin, direnen güçlerin kendilerini değiştirebilme yönelimine girmesidir.
Direnişi geliştirme istek ve çabası değişime açık olmaktan da öte, değişimin bizzat örgütlenmesini, yönetilmesini emreder.
Eğer kendimizde değişimi zorlarsak var olan direniş imkanlarını kullanma kapasitemizin misliyle artacağından kuşku yoktur.
Yeri gelmişken HDK-A kuruluş çalışmalarının diktatörlüğe karşı mücadele eden Avrupa’daki Kürdistanlı ve Türkiyeli kesimlerin, yapıların ilişki biçimlerini, birleşik mücadeleyi örgütleme ve politika tarzını değiştirmeyi gündeme sokması nedeniyle de oldukça önemli olduğunun altını çizelim.
22 Ekim’de Brüksel’de toplanan HDK-Avrupa Yürütmesi’nin aldığı, OHAL’e karşı Avrupa’da siyasi bir kampanya örgütleme kararı hem direnen güçlerin durumunu değiştirmeyi zorlamak ve hem de politik islamcı ırkçı, inkarcı faşist diktatörlüğe karşı Avrupa’da direnişi yaymak ve geliştirmek bakımından değerli bir imkan.
Türkiyelilere, Kürdistanlılara, Avrupa halklarına Türkiye’nin siyasi gerçeklerini anlatmak ve diktatörlük üzerindeki iç ve dış siyasi baskıyı arttırmak, direnişe Avrupa’dan güç vermek için tüm siyasi örgütlenmelerin, kurum ve bireylerin elini taşın altına koyması, sınırlarını zorlaması için memlekette daha başka nelerin olması gerekiyor?