Latin Amerika’dan Türkiye’ye Gözaltında Kayıplar-6

Füsun Erdoğan

DOSYA 6

GÖZALTINDA KAYIPLAR, ANALAR VE EVLATLARI

1990’lı yıllar boyunca sokak ortasında, evinden, işinden, okulundan alınan Kürt yurtseverler, devrimciler, sosyalistler, zorla beyaz torosa bindirilerek, bilinmez yolculuklara çıkarıldı.

20 Ekim 1991 Genel Seçimleri yapılmış, memleketin politik olarak hangi yöne doğru gideceği tartışılırken, seçimlerden bir hafta sonra, İstanbul Kocamustafapaşa’daki evinin önünden Hüseyin Toraman pencereden kendisini izleyen eşinin gözleri önünde kaçırıldı…

HATİCE TORAMAN: KENDİMİ MECLİSİN ÖNÜNDE YAKACAM
Gidiş o gidişti…Anne Hatice Toraman başta gelmek üzere ailesi, yoldaşları Hüseyin’i her yerde aradılar. Aile o dönem Milliyet Gazetesi’nde çalışan bir tanıdığın girişimleri sonucunda, Hüseyin’i Gebze polisinin aldığını öğrenmiş, umutla beklemişti.
Bir gün çıkar gelir, yüzünde yine o güzel gülüşüyle “işte geldim, buradayım” diyip, annesinin boynuna sarılır diye beklese de Hatice ana…O bekleyişi bir türlü bitmek bilmemiş, bugünlere kadar sürmüştür. Ortada Gebze polisinin intikam yemini vardır…
Hüseyin kaçırılmadan kısa bir süre önce, Gebze’de bulunan evlerine birbirinden habersiz, aynı anda baskın yapan Gebze polisi ile İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nden polisler karşı karşıya gelmiş…Karşılıklı açılan ateş sonucunda Gebze Emniyet Müdürlüğü’nden bir polis ölmüştür. Ölen polisin, yine Gebze Emniyet Müdürlüğü’nde polis olan kardeşi Hüseyin’in oturduğu o evin önünde intikam yemini etmekle kalmaz…Evin duvarına intikam alacağını yazar. Ve o günden sonra polis aradığı Hüseyin’in peşine bu defa özel olarak düşer.
Bu olaydan hemen sonra Hüseyin ve eşi Gülay İstanbul Kocamustafa semtine taşınırlar…Lakin polisin onları bulması hiç zor olmaz. Hüseyin de, eşi de İstanbul Marmara Üniversitesi’nde öğrencidirler…24 yaşında bir üniversite öğrencisi, sosyalist bir gençtir Hüseyin…
Hüseyin, 27 Ekim 1991 sabahı kendisini bekleyen tehlikeden habersiz, evin karşısındaki bakkaldan ekmek almak için dışarı çıkar. Hüseyin mahallelinin gözü önünde, silahlı, telsizli, sivil giyimli polisler tarafından 34 ATZ 56 plakalı beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırılır.
Bütün bu yaşananları oturdukları dairenin penceresinden dışarıyı izleyen Gülay Toraman’ın gözleri önünde olur. Hüseyin’in bağırması üzerine bakkal polisi arar, gelen polis ekipleri Hüseyin’i zorla araca bindirenlerle konuştuktan sonra sorun yok diyerek, çekip gider…Hüseyin’in kaçırılması devletin 1990’lı yıllar boyunca sürecek kaybetme politikalarının başlatıldığı tarihlerdi…Kendisinden önce kaçırılarak kaybedilenler gibi Hüseyin’den bir daha haber alınamadı…
Anne Hatice Toraman ve Hüseyin’in yoldaşları, aylarca Hüseyin’i aradı…
Bütün işaretler Gebze Emniyeti’ni gösteriyordu…Yıllar sonra, Sabah Gazetesi’nden bir gazeteciye gönderilen bir polisin itiraflarında; Hüseyin’e bir hafta boyunca işkence yaptıktan sonra öldürüldüğü…Battaniyeye sardıkları cesedi de Eski Hisar’daki araziye gömdükleri yazılıydı…
Bu itiraf üzerine Gebze Savcılığı’na başvurularak, Eski Hisar’daki arazinin kazılması için Belediyeden kepçe temin edildi.
Adresi verilen arazi hayli büyüktü…Katil polislerin Hüseyin’i nereye gömdükleri ise tam olarak verilmemişti. Savcının gün boyu sizi bekleyemem serzenişleri eşliğinde alanın belirli yerlerinde öylesine yapılan arama, Hüseyin’i bulma umudunu bir kez daha yoketmişti…
Hatice anne yıllarca karagözlü oğlunu aradı… Kaçırılırken gören ev sahibi komşular ve bakkal savcılıkça dinlendi…Hüseyin’in bindirildiği aracın plakasını polise ait olduğu tespit edildi…
Meclise gitti Hatice anne…Kendini o kapıda yakacağını söyledi…Zamanın başkanı Süleyman Demirel’den sordu oğlunu…Demirel’in ellerini cebine sokup çıkardıktan sonra; “Oğlun cebimde mi ki, çıkarıp vereyim” sözleri devletin uygulamaya koyduğu kaybetme politikasındaki pervazlığın bir göstergesi olarak tarihe yazıldı…
Hatice ana ve Hüseyin’in yoldaşları, Bakırköy Özgürlük meydanında Hüseyin ve tüm kayıplar için mumlar yakıp, eylemler yaptı. Aylarca evine girmedi Hatice ana…Umutla, inatla Hüseyin’i aradı.
Hatice ana her 27 Ekim’de belki döner umuduyla Hüseyin’in sevdiği yemekleri yaptı. İstanbul trafiğinin o yorucu-boğucu haline aldırmadan; Tuzla Aydınlı’dan kendi elleriyle yaptığı tepsilerle baklavayı Taksim’e, Cağaloğlu’na taşıdı, Hüseyin’in yoldaşlarına, dostlarına yedirmek için… Aradan geçen onlarca yıl Hatice Toraman’ın bekleyişini solduramadı.
Hasan Ocak bulunduğunda İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında Hatice ananın; “Söyleyin acaba benim oğlum, hangi ormanda, hangi ağacın altında” çığlığı, bir annenin kaybedilen oğlu için hissettiği acıların sadece özetiydi.
Hatice ana, 27 Mayıs 1995’te başlayan Cumartesi eylemlerinin, Analar Kurultayı’nın, Gözaltında Kayıplara Karşı Komite-ICAD’ın gerçekleştirdiği “Kayıplar Kurultay”larının katılımcısı oldu.
Her fırsatta katil devlete olan öfkesinin bütün yalınlığıyla ortaya koydu. Hatice ana yaşadığı sürece iki şeyden vazgeçmeyeceğini söylüyor.
Biri 24 yaşında kaçırılarak kaybedilen kara gözlü oğlu Hüseyin’i aramak, diğeri de katillerden hesap sormak…

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir