Gergin, kan siyasetinin yaygınlaştığı günlerden geçiyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’si, 7 Haziran Genel Seçimleri’nde kaybetmenin, başkan ve tek başına iktidar olamamanın tahammülsüzlüğüyle, kirli savaş stratejisini devreye soktu.
Şimdi Türkiye’yi kirli savaş altında, HDP’siz erken seçime götürmenin peşinde. Ankara’nın kirli siyaseti Erdoğan’nın rüyalarının peşine takılmış ve bu yolda her çeşit yöntemi uygulamada hiçbir sakınca görmüyor.
Tıpkı yokuş aşağı inerken, freni patlamış bir kamyon gibiler…
Gözlerini kan ve intikam
bürümüş!
1990’lı yıllardaki baskı ve zulüm politikalarını çeşitlendirerek ve büyüterek Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uyguluyorlar.
Ancak Beştepe’de yaptırdığı Kaçak Saray’ında oturan Erdoğan ve kurmayları toplumdaki barış talebinin ve bir halkın direnişinin onların kirli savaş stratejisi karşısındaki gücünün ya farkında değiller ya da görmek istemiyorlar. Irkçı-şoven politikalarıyla tıpkı 1990’lardaki gibi savaş gemilerini yüzdürebileceklerini sanıyorlar… Halklarımızı birbirine düşürerek, tekçi emellerine ulaşabileceklerini hesaplıyorlar… Baskı ve zorla, zulmederek kazanacaklarını düşünüyorlar.
Sanki her şey 1990’lardaki gibi dondurulmuş bir biçimde onların bu topyekün savaşının başlamasını bekliyormuş gibi; başta Türk halkı olmak üzere, halklarımızın bu kirli savaş stratejisini destekleyeceğini bekliyorlar, umut ediyorlar. On yıllar boyunca devletin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü kirli savaşta kaybettikleri az gelmiş olmalı ki, Erdoğan ve AKP’si yeniden savaş dedi!
Ama yanlış hesap
Bağdat’tan dönermiş!
O ahmak kafaları şu an almıyor olsa da… Çok yakında direnen halkın önünde hiç bir baskı ve zulüm politikasının ayakta kalamayacağını bir kez daha yaşayarak görecekler!
Aynı süreçte, ırkçı-şoven politikalarıyla halkları kandırmanın, kendi savaş arabalarının peşinden sürüklemenin bir sonu olduğunu, artık hamaset nutuklarıyla halkın evlatlarını kırdırmanın o kadar kolay olmadığını, asker tabutunu kürsü yerine koyarak nutuk atamayacaklarını da halklarımız onlara öğretiyor, öğretecek!
Her seçim öncesinde çatışmasızlık için “uğraşan”, halklarımızın “barış” talebini oya çevirmenin peşinden giden Erdoğan ve AKP’si, 7 Haziran seçimleri öncesinde kaybedeceğini anlayınca…
Direksiyonu milliyetçi seçmenden yana çevirdi.
Şimdi erken seçime doğru sürüklediği Türkiye’de sandıkları savaş ortamında kurdurmanın peşine düştü.
Bu kez gelen her asker cenazesiyle MHP’ye kaptırdığı milliyetçi oyları geri alacaklarının hesabını yapıyorlar.
Ama yanlış hesap yine
Bağdat’tan döndü!
Geride kalan birkaç haftalık zaman diliminde gördüler ki, her asker cenazesi onların kan kaybını önlemek yerine, kendi tabutlarına kuvvetle çakılan bir çivi oluyor!
Evlatlarının Erdoğan ve AKP’sinin iktidar hırsına kurban edilmesine isyan eden asker ailelerini “PKK’li, Alevi, Kürt, solcu, HDP’li, Ermeni” diye yaftalayıp, yalnızlaştırmaya çalışmaları ise beyhude bir çaba olarak bir bumerang gibi dönüp kendilerini vuracak bir politika.
Hatırlayacak olursak, 1990’lı yıllarda asker cenazelerinin MHP ve diğer gerici-faşist partilerin Kürt ve PKK düşmanlığını yaygınlaştırdıkları ırkçı gösterilere dönüşüyordu.
Bugün asker cenazelerinde AKP’ye, iktidara ve kirli savaşa karşı öfkenin öne çıkmasının, muazzam bir değişime işaret ettiğini görmeli; durumdan vazife çıkarmalıyız.
Asker ailelerinin evlatlarını Erdoğan’ın iktidar savaşında kurban edilmesine karşı isyanını barış talebiyle birleştirmeli, barış talebimizi yaygınlaştırarak büyütmenin, barışı Türkiyelileştirmenin zemini olarak değerlendirmeliyiz.
Evet şimdi tam sırası…
Kürt halkı on yıllar boyunca hem devletin en koyu baskı, işkence ve zulmüne karşı durdu, dayandı hem de mücadele etti, direndi!
Şimdi sıra bizde…
Sıra batıda…
Sıra Türkiye halklarında!
Türkiye’siyle, Kuzey Kürdistan’ıyla bütün illerde, ilçelerde, köylerde…
Kirli savaşa karşı barış sesini yükseltmede!
Sıra barışı Türkiyelileştirmede!…