‘Deli Kızın Türküsü’: SULTAN

Füsun Erdoğan
Devletin Kuzey Kürdistan’da sürdürdüğü kirli savaşın ağır bilançosunun hergün haber merkezlerine düşmesi yetmiyormuş gibi, bir de lanet olası kansere karşı direnen arkadaşları yitirmenin ağırlığı bir kara basan gibi insanın omuzlarına çöküyor.

Geçtiğimiz hafta Cuma günü, sevgili Sultan Seçik’in durumunun ağırlaştığını öğrenir öğrenmez, mesaj yazdım belki ulaşırım diye… Biraz bekledim, ses çıkmayınca annesini aradım. Sultan’ın durumuna ilişkin ayrıntılı bilgiler aldım. Eğer yanına girebilirse ve Sultan’ın bilinci yerindeyse, selam ve sevgilerimi iletmelerini istedim.

Akşam üzeri Sultan’ın gittiği haberini aldım… Sultan’ı ilk gençlik yıllarından beri tanıyorum. Coşkulu, çılgın, dirençli bir kadındı. Son anına kadar hep devrimci kalmayı başaranlardandı. Üniversite yıllarında devrimci mücadeleyle tanışmış, gözaltı ve tutuklamalar, işkenceler karşısında asla geri adım atmamış devrimci bir kadındı Sultan.

Onunla ilk tanıştığımız günü bugünkü gibi hatırlıyorum. 1993 Mart’ında Emekçi Kadınlar Kurultayı toplama girişiminin çalışmalarını 1992 Aralık’ında “Hergün 8 Mart” şiarıyla çıkardığımız Emekçi Kadınlar Bülteni’yle başlatmıştık. Türkiye çapında toplayacağımız kurultay için illerden gelen temsilcilerle, çalışmanın startını verecektik. Sultan o toplantıya Bursa ilini temsilen katılmıştı. O zamanlar Bursa’da üniversite öğrencisiydi. Kısa sürede kendine güveni ve coşkulu bir devrimci olma özelliğiyle öne çıkan kadınlardan biri oldu Sultan. Bir süre sonra Emeğin Bayrağı’nda çalışmaya başladı. Gazeteciliği çok seviyordu. Başarılı bir muhabirdi. Zeki, yetenekli bir kadındı. Aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesine olan ilgisi, onu bu meselelerde de okumaya, incelemeye yönlendiriyordu. 

İlk gözaltına alınışından sonra karşılaştığımda, gurur ve coşkuyla işkencede nasıl direndiğini anlatmıştı. Bir ara neredeyse MLKP’ye yapılan her operasyonda gazeteden alınanların içinde Sultan’da oluyordu. Ve her defasında işkencelerden başı dik çıkmanın gururunu ve sevincini yaşıyordu .

Uzun yıllar gazetede çalıştı Sultan. Bir süre Özgür Radyo’da birlikte çalıştık. Kutsiye Bozoklar’a bakımı için yardımcı arandığını duyunca, Ankara’ya gitti Kutsiye için. Bir süre sonra yeniden Atılım gazetesine döndü. Gazetecilik yapmaya devam etse de, onu mücadelenin bir çok alanında görebilirdiniz. Kayıplar mücadelesinden, kadın özgürlük mücadelesine, gözaltında cinsel taciz ve tecavüze karşı mücadeleye, Nato’ya karşı eylemlerden, hapishanelere, ortak mücadelenin örülmeye çalışıldığı platformlara, savaşa karşı mücadeleye, …Kısacası hayatın, mücadelenin olduğu her yerde Sultan’ın o neşeli kahkahalarını gökyüzüne salışına tanık olurdunuz.  

Yanılmıyorsam 2005 yılında Sultan SDP’ye geçti. Karşılaştığımda artık SDP saflarında mücadele edeceğini söylemişti. Gebze Hapishanesi’nde haberleri izlerken, Sultan’ın Devrimci Karargah operasyonuna dahil edildiğini öğrendim. Beşiktaş’ta savcılığa çıkarılırken, zafer işareti yapmasına engel olan polislere karşı tutumunu gördüğümde, “Sultan hiç değişmemiş” diyerek Sultan’ın direngenliğini koğuşdaşlarımla paylaşmıştım. 

Tahliye olduktan kısa bir süre sonra, buluştuk. Yine her zamanki haliyle coşku, sitem, sevinç, hüzün bir arada hastalık sürecini, görüşemediğimiz onca yıl neler yaşadığını anlattı. Kızı Asmin Heves’e 6 aylık hamileyken hastalık tesbit edilmişti. Ya o minik candan vazgeçecekti ya da kendi canından. Kızmıştım ona… Neden böyle bir çılgınlık yaptığını sormuştum. Çok istiyordu anne olmayı. Kendi canını seçtiğinde, hastalık karşısında bu kadar güçlü olamayacağını söylemişti. Son buluşmamızın üzerinden bir iki ay geçmemişti ki, bir akşam telefon etti. Lanet olası hastalık yeniden nüksetmişti. Ama o neşesinden, hastalığa meydan okuma ruh halinden hiç bir şey kaybetmemişti. Köln’e gelerek aşı oldu. “Bu defa da yendim bu aşağılık hastalığı” demişti telefon görüşmemizde. Devrimci Karargah davası Yargıtay’da bozulur bozulmaz, “bekle beni İstanbul, geliyorum” demiş ve hemen memlekete dönmüştü. 

Her şey yolundaydı. Sağlığı iyiye gidiyordu derken, Kasım ayında haberler kötü diye yazdığında, onun hastalandığını ilk duyduğumdaki gibi içimde bir dalın “çıt” diye kırıldığını hissettim. Sesini duymak için hemen telefon ettim. “Merak etme bu defa da yeneceğim hastalığı” demişti. Ocak ayında ameliyat olduğunda, kanser bütün vücudunu sardığı için açıp kapadıklarını söyledi. 

5 Şubat’ta kızıyla çektirdiği fotoğrafa, “yüzünüzdeki gülücükler hiç solmasın” diye yazdığım mesaja, “merak etme, her şey güzel olacak” demişti! Bu Sultan’dı! Gençlik yıllarından beri hep umutlu, direngen olmayı başaranlardandı. Ama bu defa hastalık aman vermemişti! 26 Şubat günü akşama doğru onu bizden almıştı!

27 Şubat Cumartesi günü Gazi mahallesinde kadınların omuzlarında sonsuzluğa uğurlanerken Sultan, ardından sadece “güle güle canım arkadaşım” diyebildim… Son yolculuğunda onun yanında olmayı, çiçeklerle bezenmiş tabutunu taşımayı çok isterdim. Böyle zamanlarda hapiste olmakla, sürgünde olmanın aynı şey olduğunu düşünür ve hissederim.

Hayatı dolu dolu yaşadı Sultan. Faşist diktatörlüğün bütün baskı ve zulümleri karşısında dim dik kalmayı başardı. İşkencecilerini çaresiz bırakmayı da!.. Faşizmin mahkemelerinde yargılanan değil, yargılayan oldu hep! Şimdi o Gazi mezarlığında vasiyeti gereği Rojava şehidi Aziz Güler’in yanında sonsuz uykusundayken, onu hep Gülten Akın’ın “Deli Kızın Türküsü” şiiriyle anımsayacağım. Onu hiç unutmayacağım… Özgürlük ve kadın özgürlük mücadelesinde Sultan hep yaşıyacak!..  

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir