Artılarıyla, eksileriyle başarılı bir seçim kampanyasını ardımızda bıraktık. AKP’nin devletin bütün gücünü arkasına alarak HDP’yi barajın altında bırakmak için yürüttüğü çok yönlü ve kapsamlı saldırıları yenilgiye uğrattık… 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün halklarımızın önüne diktiği yüzde on barajını yerle bir edip tarihin çöplüğüne attık! Uzun süredir hasret kaldığımız, birlikte kazandığımız zaferin coşkusunu yaşıyoruz.
Bir yandan kolektif başarıyı yaratan milyonlarla birlikte zaferi sindirirken diğer yandan yürütülen seçim kampanyasını eleştirinin devrimci süzgecinden geçiriyoruz. Hedeflenen ile gerçekleşen çalışma arasındaki farkı tartışmak, nerelerde hangi yanlışların yapıldığını görmek önümüzdeki süreç bakımından oldukça önemli. Avrupa’da yürütülen seçim mücadelesi bakımından aynı zamanda bundan sonra nasıl yürüneceği sorusunu yanıtlamak da öyle!..
Avrupa’da seçim mücadelesi sürecinde oldukça geniş ve yaygın gerçekten kitlsel bir örgütlenme doğdu. Nereden bakarsanız bakın cephesel bir oluşum. HDP adı ve programı, HDK-HDP ilke ve amaçları temelinde yürütülen ve kendini kitle inisiyatifi ve kitle mücadelesinin koşullarına uyarlamış, kitlelerle birlikte politika yapan, kitle insiyatifini tanıyan bir örgütlenme bu.
HDP Avrupa’da nasıl örgütlenmeli?
Biz biliyoruz ki, geçmişte Türkiye’de faaliyet gösteren legal bir partinin yurtdışında temsilcilik ataması dışında herhangi bir pratiği söz konusu değildi. Türkiye devrimci hareketinin legal parti örgütlenmesi deneyimi de oldukça sınırlı. Ayrıca yurtdışında faaliyet gösteren emekçi sol hareketten parti ve örgütler ile Kürt Özgürlük Hareketi farklı araçlarla örgütleniyorlar. Bu konuda en fazla deneyimi olan BDP orjinli partilerin deneyimleri de uluslararası ilişkileri sürdürmekle görevli temsilcilikle sınırlı. Özcesi oldukça sınırlı, dar bir deneyim söz konusu. Doğrusu HDK ve HDP örgütlenmesine kadar, böyle bir tartışma kimsenin gündemine bile gelmedi. Ancak, son seçim mücadelesiyle durum değişti. Avrupa’da milyonlarla ifade edilen seçmen kitlesi var. Ve önümüzdeki süreçte bu kitleyle buluşmak, bu kitleyi kazanmak gibi büyük bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyayız.
Büyük bir umut uyandıran ve büyük sorumluluklar yüklenmiş HDP’nin Avrupa’da nasıl örgütleneceği ya da Avrupa’da nasıl bir kurumsallaşma ile yola devam edileceği sorusunu başta HDP Genel Merkezi gelmek üzere, tüm bileşenlerin ve tüm HDP’lilerin yanıtlaması gerekiyor.
Bu tartışmalarda özel olarak altı çizilmesi gereken nokta, seçim bildirgesinde deklare ettiği gibi HDP’nin farklı inançların, kültürlerin, halkların, ulusal toplulukların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, LGBT bireylerin kısacası tüm ötekileştirilenlerin, tüm ezilenlerin partisi olarak Türkiye siyasetinde “Ben de varım!” demesidir. Ve bütün ötekileştirilenleri “Yeni Yaşam”ı birlikte kurmak üzere HDP çatısı altında toplanmaya çağırdı. Bağrında topladı. Oyları çalınmasına rağmen, yüzde 13.12 gibi bir oranla da meclise girdi. HDP’nin büyük bir güçle meclise girmiş olması sokakdaki mücadele ile meclisdeki mücadeleyi daha güçlü tarzda birleştirerek, daha büyük başarılara yürümeyi tamamen olanaklı hale getirmiştir. Şimdi HDP’ye ve HDP’lilere, HDP bileşenlerine kesinlikle çok daha büyük sorumluluklar düşüyor. Değil mi ki, her alan ve herkes kendinden başlamalı, o halde bu büyük sorumluluktan, “biz Avrupa”nın payımıza ne düşmekte?
HDP’nin zaferi büyütülmeli
Geride kalan bir kaç aylık süreç hepimize birlikte olduğumuzda daha büyük işleri başarabileceğimizi, daha büyük zaferlere imza atacağımızı pratikte gösterdi. Hep birlikte teorinin griliğinden kurtularak, pratiğin yeşiliyle buluştuk. HDP ile ilk defa emekçi sol hareketin geniş kesimleri ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin oluşturduğu cephesel birliktelikle pratikte nelerin başarılabileceğini gördük. Bunun sevincini ve coşkusunu birlikte paylaştık! Dolayısıyla, bizleri elde edilen bu başarının gerisine düşürecek, kitlelerde bir umut olmayı başaran HDP’nin zaferini büyüterek geleceğe taşımamızı engelleyecek tutum ve pratiklerden uzak durmak zorundayız. Yine bu süreç büyük insanlıktan, demokrasi, eşitlik ve özgürlükten yana olanların, bunun için mücadele edenlerin dar grup çıkarlarını öne çıkararak birlikte mücadele etme lükslerinin olmadığını gösterdi. Unutmayalım ki, kendi iç duvarlarımızı yıkarak, kabuklarımızı kırarak sömürgeci faşist rajmin barajını paçavraya çevirdik.
Seçim kampanyası boyunca katılaşan sınırları kırıp dokunarak gördük ki; Avrupa’da, milyonlarla sayılan bir göçmen kitlesi var. Bu kitleye karşı sorumluluklarımızı nasıl yerine getireceğiz? Seçim kampanyası örgütlemek üzere HDP bileşenlerinin seçimden seçime bir araya gelmesiyle tarihin bizlere yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getiremiyeceğimiz açık! “Yeni Yaşam”ı birlikte kurma çağrısı ve mücadelesi, HDP’ye/Biz’e kitlelerle HDP arasındaki ilişkiyi farklılaştırmak sorumluluğunu yüklüyor. Seçim mücadelesi sürecinde elde ettiğimiz tarzda yapılanmış bir örgütlenmenin bu sorumlulukların üstesinden gelebileceğini gördük. Türkiye’deki deneyim de gösterdi Avrupa’da kendi deneyimimiz de gösterdi.
Bu deneyimde hayat var!
Artık işçilerin ve ezilelerin kendi alternatifleri var. Her hangi bir düzen partisine mahkum değiller. HDK-HDP iklisinin anlamı, değeri, gerçeği budur. Şimdi işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, göçmenlerin, ulusal ya da inançsal toplulukların tüm ezilenlerin birlikte iradeleştikleri, özneleştikleri bir sürece girdik. Büyük insanlık yerinden doğruluyor. Eğer gelecek yönelimlerimizi, planlamalarımızı bu gerçekler belirleyecekse seçim mücadelesinde elde ettiğimiz, tırmandığımız yükseklikten geri düşemeyiz. Kaldı ki bununla da yetinemeyiz, elde ettiklerimize dayanarak daha yükseklere nasıl tırmanacağımızın aklını ve planlarını inşa etmekle yükümlüyüz. Elde ettiğimiz durumun yüklediği sorumluluktur bu. Her başarı daha büyük başarıları koşullandırır çünkü.
Avrupa’da daha önce deneyimlemediğimiz bir mücadele yaşadık. Ulusal özgürlük hareket ile emekçi sol hareketin Avrupa’da örgütlü değişik politik yapıları, demokratik Alevi kurumları, değişik ulusal toplulukların örgütlenmeleri, yöre dernekleri, herhangi bir politik örgütlenme içerisinde yer almayan ama çok değişik deneyimleri olan demokratlar, devrimciler, sosyalistler hep birlikte, bizimle birlikte yürümek isteyen hiç kimseyi geri çevirmeksizin birkaç ay aynı mücadelenin yoldaşı olduk. Örgütlendik, tartıştık, kararlaştırdık, uyguladık, birlikte çalışmanın, aynı mücadelenin yoldaşı olmanın sevincini, coşkusunu, mutluluğunu yaşadık. Elbette birlikte ya da ayrı ayrı eksiklerimiz ve hatalarımız da sürçü lisanlarımız da oldu, biraz incindik, incittik belki de. Alışageldiğimiz politik dil, tarz, alışkanlıklarımız elimize ayağımıza dolaştı kimileyin. Ama ilk defa böyle bir deneyim yaşadık, birlikte başardık ve birlikte başaracağımızı, birlilkte değişeceğimizi, değiştirebileceğimizi gördük. Bu deneyimin izini sürmeliyiz, bu deneyimde hayat var!