7 yıldır tutsak olan Bianet yazarı ve Özgür Radyo eski Yayın Koordinatörü gazeteci Füsun Erdoğan’ın cezaevinde kaleme aldığı “Kadın önderleşmesinde Rosa Luxemburg” adlı kitabı Belge Yayınları’ndan çıktı.
8 Eylül 2006 tarihinde “MLKP” yönelik olduğu iddia edilen operasyonlarda gözaltına alınan ve 7 yıldır tutuklu olarak yargılanan Bianet yazarı ve Özgür Radyo eski Yayın Koordinatörü gazeteci Füsun Erdoğan’ın cezaevinde kaleme aldığı “Kadın önderleşmesinde Rosa Luxemburg” adlı kitabı Belge Yayınları’ndan çıktı.
Kitabında yer alan, “Dün olduğu gibi, bugün de Rosa Luxemburg’u okumak ve anlamak, ondan, onun yaşamından öğrenmek, güncel bir görev, bir ihtiyaç olmaya devam ediyor” sözleriyle, devrimci mücadele pratiği içinde kadın olarak var olmanın önemini bir kere daha vurgu yapan Erdoğan, Rosa Luxemburg’un politik durakları, kadın işçiler, kadının oy hakkı ve sınıf mücadelesi ve kadının kendine yabancılaşması konularını da ayrıntılı olarak ele alıyor. Erdoğan kitabını ise, “özgürlük mücadelesinde ve Rosa’laşmak isteyen devrimci kadınlara” adadı. Bu yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından verilen Basın Özgürlüğü Ödülü’nü kardeşi adına alan Erdoğan’ın ablası Şengül Tanrıverdi, kardeşinin kitap yazma sürecinde yaşadığı sıkıntıları anlattı.
‘Umarım bu kitap özgürleşmek isteyen kadınlarımıza ışık tutar’
Tanrıverdi, Erdoğan’ın uzun süredir Rosa Luxemburg ile ilgili incelemeler yaptığını ve kitabı Luxemburg’un hayatı üzerinden yola çıkarak tamamladığını söyledi. Tanrıverdi, Erdoğan’ın kendisine, kitabının sadece Lüxemburg’un hayatını anlatmayacağını, Lüxemburg’un hayatı üzerinden “kadın nasıl özgürleşir ve önderleşir?” sorusuna ışık tutacağını belirttiğini söyledi. Erdoğan’ın, kitabı cezaevinde koşullarında ve sınırlı imkanlarla tamamlandığını belirten Tanrıverdi, “Rosa’yla ilgili dokümanları bulmak onları incelemek, cezaevinde olduğu için kısıtlıydı. Ulaşabildiği dokümanları inceledi. Bu süre içinde cezaevinden bilgisayar ve daktilo talep etti. Gebze M Tipi Cezaevi’ndeyken başvurusu kabul edildi. O hafta içinde Füsun’u apar topar Kandıra Cezaevi’ne sevk etmişler. Kandıra Cezaevi, güvenlik gerekçesiyle Füsun’un bu talebini kabul etmedi” diye konuştu. Erdoğan’ın kitabı elle yazdığını ve bu nedenle kitabın yayın tarihinin uzadığını belirten Tanrıverdi, “O ara hastalandı, ameliyat oldu. Kanser teşhisi konuldu, süreç uzadı biraz. Elle yazdığı şeyleri tekrar bilgisayar ortamına aktarmak, onu tekrar Füsun’a götürmek, tekrar alıp yayın evine götürmek, o da biraz süreci uzattı. Umarım bu kitap mücadele içinde özgürleşmek isteyen kadınlarımıza ışık tutar” dedi.
‘Cezaevini yaşam alanına çevirdi’
Kitabın yazım sürecinde, Erdoğan’ın yaşadığı heyecanın sesine de yansıdığını söyleyen Tanrıverdi, “Heyecanı müthişti. İlk önce haftalık telefon görüşmelerinde ve ziyaretlerimizde kitapla ilgili konuşurken sesine de yansıyordu. Kitabı bitirdiğinde bana yazdığı mektuplarda bu heyecanı mektuba da yansıyordu” dedi. Gazeteci Erdoğan’ın kitabın yazım sürecinde, aynı zamanda mahkeme süreciyle ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü aktaran Tanrıverdi, “Rosa’yı yazarken bir yandan mahkeme süreciyle ilgili çalışıyor, bir yanda her hafta görülmüştür damgalı yazıları Bianet’te yayınlanıyordu. Yazma eylemini cezaevinde o kadar disiplinli yürütüyor ki; gerçekten bizler onun kadar özgür değiliz” diye konuştu. “Bir erik çekirdeğini çöp kovasına ekmiş o şimdi ağaç olmuş. Kandıra’da yasaktı, Gebze’de sorun çıkarmamışlar, dilerim sorun çıkarmazlar” diyerek, Erdoğan’ın, cezaevini yaşam alanına çevirdiğini dile getiren Tanrıverdi, “O ağacına gözü gibi bakıyor. Füsun’un yaşama tutunması, özgürlüğe olan tutkusu. Ben ablasıyım, diyebilirim ki daha yeni yeni tanıyorum. Füsun’u ve mücadele eden kadınları gördükçe kardeşimi daha çok seviyorum” diye belirtti.
‘Düşünce tutuklu kalmaz, bir yerlerde özgürleşir’
Türkiye’deki tutuklu gazeteciler konusuna da değinen Tanrıverdi, “Garip bir duygu. Her uçağa binişimde içim acıyarak geliyorum Türkiye’ye. Gazeteciler tutuklu. Düşünce özgür olmalı. Ben öğretmenim ve ben çocuklarıma Türkiye’yi, insanlığı böyle öğretmedim ve her geldiğimde içim acıyor” diye konuştu. “Yani görülüyor, düşünce tutuklu kalmaz. Bir yerlerde özgürleşir. Füsun’da da gördük” diyen Tanrıverdi, şunları ifade etti: “Füsun gerçekten hiçbir zaman düşüncelerini açıklamaktan çekinmedi, her zaman ‘sosyalist gazeteciyim’ dedi. Çalıştığı gazetelerde, dergilerde daha sonra kurduğu radyoyla bu çalışmasını devam ettirdi. AİHM’de üç kez Türkiye’yi mahkum etti. Kardeşim mücadeleci. Bir yandan da kadınların özgürleşmesi için o alandaki faaliyetlerini sürdürüyor. Yeni bir kitap daha hazırlıyor kadınlarla ilgili. Gazetecinin, öğrencinin, aydının tutuklu olmasını ben anlayamıyorum. Özellikle Füsunun tutukluluğu cezaya dönüşmüş durumda. Füsun 7 yıldır esir alınmış.”
’24 Eylül’de sesimize ses katın’
Tanrıverdi, Erdoğan’ın 24 Eylül’de İstanbul Adliyesi 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmasına katılım çağrısı yaparak, “Son mahkemede savcı mütalaasında ağırlaştırılmış müebbet istedi. Hiçbir suça bulaşmamış bir gazeteci ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Aile olarak biz öfkeliyiz, kızgınız, şaşkınız. Kardeşimi böyle bir cezayla yargılanmasını anlayamıyoruz ve anlatamıyoruz da. İnsanlar biraz daha duyarlı olursa çok sevineceğiz. Sadece tutuklu kardeşim için değil tüm politik tutsaklar için, aydınlar, öğrenciler için. Düşünceye özgürlük isteyen bu konuda mücadele eden duyarlı herkesi, 24 Eylül’de kardeşimin sesine, bizim sesimize ses katmaya çağırıyorum” dedi.
DİHA