Kuzey Kürdistan’da açılan hendekler meselesi faşist AKP diktatörlüğünce, kamuoyuna kirli savaşın gerekçesi olarak sunuluyor.
Yaptıkları her katliamı hendeklerle açıklamaya çalışan diktatörlük, hendekleri adeta bir can simidi olarak kullanıyor.
Katliamlarını, halka yönelik saldırılarını da, yine hendek demagojisiyle boğuntuya getirip, Türkiye halklarının gözünü boyamanın malzemesi yapıyorlar.
Ve elbette AKP diktatörlüğünün bütün bu yalan ve demagojilerini teşhir etmek ilericilere, devrimcilere düşüyor.
Ancak bunun için öncelikle ilerici, devrimci, demokrat parti ve kurumlar ve aydınlar tarafından hendeklerin neden açıldığının, hendeklerin halkın öz savunmasının, faşist diktatörlüğün saldırı ve katliamları karşısında kendini korumanın bir parçası, bir aracı olduğu gerçeğinin görülmesi, kavranması gerekiyor.
Bu olmadığında, AKP diktatörlüğünün hendekler üzerinden yürüttüğü saldırıları göğüslemek, yalan ve çarpıtmalarını, demagojilerini teşhir ederek, hendekleri savunmak ne yazık ki mümkün olmuyor.
Saldırılar karşısında halkın hendeklerle örgütlediği öz savunmasını “Bu tür yöntemleri benimsemiyoruz”, “hendek kazmak doğru değildir”, “hendeklerle demokratik alan mücadelesi örtüşmez” vb. saptamalarla başlayan ve çeşitlenen değerlendirmelerle eldeki taşı faşist diktatörlüğün başına vurmak yerine Kürt halkına, halkın öz savunmasına indiriyorlar…
Ve en önemlisi de bu yaklaşımlarıyla AKP’nin kirli savaşına karşı direnen Kürt halkını fiilen yalnız başına bırakıyorlar.
AKP diktatörlüğünün hendekler üzerinden yürüttüğü saldırılara, demagojilere göğüs geremeyenlere, “Hendek kazmak doğru değil”, “Öz yönetim ilanlarının zamanlaması yanlış” diyenlere küçük bir önerim olacak!
Öncelikle bu savaşı Erdoğan’ın önderliğinde AKP diktatörlüğünun başlattığını unutmamak gerekiyor.
7 Haziran seçimleri öncesinden başlayarak saldırıları tırmandıran, Amed mitinginde ve HDP bürolarında bombaları patlatan devlet oldu.
20 Temmuz’da Suruç’ta 33 sosyalist gencin katledilmesi, 24 Temmuz’da savaş uçaklarının kaldırılarak medya alanlarının, Kandil’in bombalanması…
Ankara’nın göbeğinde DAİŞ çeteleriyle el ele bombaların patlatılması, Kürt il ve ilçelerinde sokağa çıkma yasaklarıyla gelen katliamlar listesi hayli uzun.
Çok değil birkaç gün önce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bir dökümantasyon yayınladı.
Dökümantasyonda sömürgeci faşist diktatörlüğün 16 Ağustos 2015 tarihinden 11 Aralık 2015 tarihine kadar 7 ilde, 2014 nüfus sayımına göre toplam 1.299.061 kişinin yaşadığı 17 ilçede toplam 52 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları ilan edildiği bilgisi yer alıyor.
Hendekleri eleştirenler sokağa çıkma yasaklarının pratik karşılığı olarak; her sokağa çıkma yasağı sonrasında yayınlanan fotoğraflara bir kez daha bakmalılar.
Geçtiğimiz Pazar günü bir SMS ile Cizre ve Silopi’deki memurların nasıl kaçarcasına ilçeyi terkettiklerinin nedenleri üzerine düşünmeliler.
24 Temmuz’dan bu yana bölgede yaşanan savaş gerçeği ve AKP’nin, ”Kara Saray’ın” Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşın bilançosunu bir kez daha gözden geçirmeliler.
Sonra şu soruya hep birlikte yanıt verelim: Kürt halkı o hendekleri kazmasaydı, daha mı az baskı ve zulüm görecekti?
Bu soruyu yanıtlarken baskı ve zülmün olduğu yerde direnmenin, baş kaldırmanın bir hak olduğu gerçeğini…
Faşist diktatörlüğün savaş konseptini devreye koyduğu bütün zamanlarda, en dizginsiz baskı ve zulümle Kürt halkının üzerine gittiği kesinlikle unutulmamalı.
İşte o zaman bu soruya vereceğimiz yanıtta ortaklaşabiliriz.
O zaman Kürt halkının hendekler olmadan, devletin bütün bu saldırılarına karşı kendisini koruyamayacağını görebilir, Saray cuntasının, AKP diktatörlüğünün savaşına karşı halkın öz savunmasının bir parçası olan hendekleri çoğaltmanın gerekli olduğu doğrusunu görüp, savunabiliriz.