10 Ekim 1965 Genel Seçimler’inde Türkiye İşçi Partisi (TİP) 15 milletvekili ile meclise girmişti. 1950 ile 1960 arasında Demokrat Parti dönemindeki kısıtlı çok partili dönemde, komünistlerin ağır baskılar altında tutulduğu dikkate alınırsa, bir sosyalist partinin açıkça meclise girmesi önemli bir adım ve başarıydı.
Bugün o döneme ve TİP’e dair bir dizi tartışmalar yapabilir ve TİP’i eleştirebiliriz. Nitekim bütün bunları Türkiye Devrimci Hareketi’nin bir parçası olan parti ve örgütler değişik zamanlarda fazlasıyla yaptılar. Fakat ne dersek diyelim, TİP’in o dönem 15 milletvekili ile yaptığı muhalefetin mücadeleye kazandırdıkları da etkisi de görmezden gelinemez ya da yok sayılamaz…
TİP’in bu başarısından 50 yıl sonra, HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde 80 kişi ile meclise girmesinin yarattığı büyük coşkuyu, kazanabiliriz fikrinin gerçeğe dönüşüyor olması duygusunu kimse unutmuş olamaz. HDP’nin Erdoğan ve AKP’si karşısında elde ettiği başarının toplum üzerindeki etkisinin oldukça büyük olduğunu kimse inkar edemez. Ancak eğip-bükmeden açık açık şunu da söylememiz gerekir. 1 Kasım Genel Seçimleri’ne giderken ve sonrasında HDP seçmenlerinin beklentisine, mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt olamadı. Süreci yönetemedi. Bu durum elbette HDP seçmeninde bir hayal kırıklığı yarattı.
24 Haziran Genel Seçimlerine giderken, HDP’nin kuruluş amacını yeterince anlamayanlar, seçimlerde batıdan-emekçi sol hareketten, devrimci, sosyalist ve feministlerin meclise taşınmasını bir eleştiri konusu yaptı. Seçimlerden önce bu tartışmaları nispeten alçak sesle yapanlar bugün bu türden tartışmaları daha yüksek sesle yapmayı sürdürüyorlar.
Eleştiri sahiplerine göre, Kürt hareketi soldan bu kadar kişiyi meclise taşımamalıymış! Neden sorusunun yanıtları değişiyor olsa da, ortaklaştıkları nokta “kaç oyları var” gibi matematiksel bir hesap üzerinde yükseliyor. Oysa bu gibi durumlarda her zaman bir artı bir iki etmez! Kaldı ki bunu çok somut olarak 7 Haziran 2015 seçimlerinde hep birlikte gördük, yaşadık…
Bu türden tartışmaların mücadeleye bir milim katkısının olmadığı, olamayacağı yeterince açık. Tartışmaların mücadelenin ihtiyaçları, seçilmişlerin gösterdikleri ve göstermeleri gereken performans üzerinden yürütülmesi gerekir. Ve bugün hiç kuşkusuz HDP’nin yüzünü seçmenlerine dönmesi, mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt olabilmesi doğrultusunda yapılacak tartışmalara ihtiyaç var. Mücadeleyi büyütecek ileri götürecek şey de; “HDP’nin batıdan, emekçi sol hareketten, devrimci, demokrat ve feministleri neden bu kadar fazla sayıda meclise taşıdığı” tartışması değil! Aksine, seçilmişlerden beklentilerimizi dile getirmeli, genel olarak mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt olmaları, bunun için çalışmaları ve emek harcamaları gerektiğidir.
Kim ne derse desin bugün TİP’ten 53 yıl sonra emekçi solun 12 milletvekiliyle meclise girmesi önemli. Meclisin bir işlevinin kalmamış olması, meclisle ilgili değerlendirmelerimiz bir yana… Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorunu temel gündemlerden birisidir. Ve Kürt sorununu batıya anlatmak, devletin yıllardır halklarımıza zerk ettiği ırkçılığa, Kürt düşmanlığına karşı mücadeleyi büyütmek batıdaki emekçi sol hareketin en önemli görevlerinden birisi olmaya devam ediyor. Dolayısıyla, batıdan seçilmişler olarak bu alanda yürütecekleri mücadelenin önemi büyük. Seçilmişler olarak omuzlarına yüklediğimiz sorumlulukların bilinciyle hareket edeceklerini ve mücadelenin ihtiyaç duyduğu performansı gösterecekleri umuduyla onlara ve tüm vekillerimize başarılar diliyorum…