Tahliye olduğumdan beri bahar geldiğinde, garip bir duygu seline kapılıyorum her defasında. Sokakta yürürken, bir yerlere giderken, dallarına su yürümüş ağaçların tomurcuklarına, topraktan başını kaldırmış nergislere, yeşillenmiş toprağa dokunurken bakışlarım, yüreğime çöreklenen ince hüzün eşliğinde, Aysel Gürel’in “Ben her bahar aşık olurum” dizeleri yapışır dilime!…
Kırık bir plak gibi; „Ben her bahar aşık olurum/ Rüzgar olur yağmur olurum/ Filizlenir anılarda gururum/ Taşar içimden ruhum…“ sözlerini tekrarlayıp duruyorum.
Böyle zamanlarda başka ne mi yapıyorum?!
Nerede olursam olayım anında firar ediyorum. Hapishane hapishane dolaşıyorum… Ardımda bıraktığım hücredaşlarıma/mapusdaşlarıma, mektup arkadaşlarıma uğruyorum. Gün ışıklarının erişemediği, duvarları nemden yosun tutmuş havalandırmalarda tutsakların attıkları voltalara eşlik ediyorum. Bazen kendimi dostlarımla bitimsiz sohbetlerde buluyorum. Bazı zamanlarda ise, sessizce onları izleyip, yanımda götürdüğüm bir demet gün ışığı ile nergisi yanı başlarına bırakıp, bir başka dosta uğramak üzere ayrılıyorum… Zira biliyorum ki, bir baharı daha açlık greviyle karşılayan devrimci tutsakların her zamankinden daha fazla gün ışığına ve dayanışmaya ihtiyaçları var…
2015 7 Haziran Genel Seçimlerinden hemen sonra Erdoğan-AKP diktatörlüğü devreye soktukları savaş konseptini büyüterek sürdürüyorlar. İçinden geçmekte olduğumuz bu süreçte ise Türkiye ve Kuzey Kürdistan halkları diktatöre karşı büyük bir çarpışmanın içerisinde; 16 Nisan’da diktatörün anayasasına HAYIR demeye hazırlanıyorlar. Baskı ve zulmün, gözaltı-tutuklama saldırılarının haddi hesabı yoktur. Ve Şakran Hapishanesi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan tutsaklar otuzlu günlerini çoktan geride bıraktılar.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından hapishanelerde o güne kadar kazanılmış bütün haklar OHAL’in ilanıyla birlikte faşist diktatörlük tarafından gasp edildi. Sürgün sevklerle mapuslar üzerindeki baskılar arttırıldı, tam bir tecrit politikası devreye konuldu. İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ve yanında kalanlara yönelik tecrit politikası, bütün hapishanelerde uygulamaya sokuldu.
Dışarıda faşist Erdoğan-AKP diktatörlüğünün baskı ve zulümüne karşı mücadele eden toplumsal güçler gözaltı-tutuklama terörüyle yıldırılmaya çalışılırken; devletin hapishanelerde uyguladığı baskı ve zulüm politikaları bir avuç insan hakları savunucusu ile ailelerin ilgi alanına girebildi… Ve çoğu zaman olduğu gibi, devletin bütün bu baskı ve zulüm politikalarına karşı tutsaklar ellerindeki tek etkili silahı, bedenlerini namluya sürdüler.
Şakran Hapishanesi’nde 18 tutsağın 15 Şubat tarihinde başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin talepleri oldukça net. Tutsaklar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve yanında kalanların üzerindeki tecritin kaldırılmasını, gaspedilen haklarının geri verilmesini, abluka altına alınan Kürt köyleri üzerindeki baskının son bulmasını talep ediyorlar.
Bu taleplerle yola çıkan Şakran Hapishanesi’ndeki tutsakların açlık grevi otuzlu günleri çoktan aştı. Yani açlık grevi hayati tehlike sınırını aşalı çok oldu. Bu eylemin, açlık grevine katılan tutsakların ilk eylemi olmadığı düşünüldüğünde, gelinen aşamada tutsakların durumunun daha da ciddi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tutsaklar ve aileler sık sık duyarlı kamuoyuna sesleniyorlar. Açlık grevinin bir an önce bitirilmesi için, siyasi tutsaklarla dayanışma çağrıları yapıyorlar. Hepimizin bildiği gibi, dışarıda yapılacak dayanışma eylemleriyle oluşturulacak kamuoyu baskısıyla tutsakların taleplerinin kabul edilmesi mümkün kılınabilir. Tutsaklar her hangi bir kayıp vermeden eylemin bitirilmesi sağlanabilir. Ancak Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da hüküm süren azılı devlet terörü ve 16 Nisan’da yapılacak referandum nedeniyle, tutsakların açlık grevi bir türlü gündemde hakettiği yeri bulmadı. Çağrılara her zaman olduğu gibi, diğer hapishanelerdeki tutsaklar yanıt verdiler. 15 Mart-15 Nisan arasında Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki bütün PKK ve PJAK’lı siyasi tutsaklar, beşer günlük dönüşümlü açlık grevi başlattılar.
Sürecin daha fazla uzamaması için kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptılar… 8 Mart’tan Newroz’a, 1 Mayıs’a dirençle ve umutla yürüyenler olarak, tutsakların bu çağrılarına ses vermek, duyarlı olmak için, içlerinden birilerinin hayatını kaybetmelerini beklemek gerekmiyor. Onların ihtiyaçları olan bir demet gün ışığını onlara ulaştırabilir, açlık grevinin bir an önce bitirilmesi için gerekli dayanışmayı gösterebiliriz.
/**/
Dayanışmanız HAYIR’lı olsun!…