Türkiye 24 Haziran gayri meşru seçim atmosferine çabuk girdi. Bu ikliminin en çok tüketilen lafı ise seçim ittifakı oldu. Bu arada adı sonradan konsa da “cumhur ittifakı”nın 8 Haziran darbesiyle birlikte kurulduğunu da hatırlayalım. AKP-MHP kanlı karanlık işbirliği 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkartılan halklarımızın birleşik özgürlük iradesinin eseri HDP’yi tasfiyeyi hedefleyen saray darbesiyle kuruldu. Bu halk düşmanı faşist ittifak belli aşamalardan geçtikten sonra yeni çıkartılan seçim yasasıyla da yasallık kazandı. Seçimlerde ittifaklar dün de yapılıyordu ama yasası yoktu, “yasallığı” yoktu.
CHP-İYİ Parti-SP-DP gibi burjuva muhalefet partileri de 5 Mayıs 2018 günü seçimlerde birlikte hareket etmek üzere karar aldıklarını açıkladılar. Onların adı da “millet ittifakı” olarak duyuruldu. “Milli ittifakı” Erdoğan-Bahçeli ittifakına karşı gerçekleştirdiklerini söyleseler de, HDP’den uzak durmaya özen göstermek dörtlü ittifakın birinci ilkesi oldu. Bazı çevrelerin allayıp pullayarak millete yutturmaya çalıştıkları Meral Akşener ise, ittifakta HDP’yi istemediklerini açıkça vurgulamayı faşist siciline uygun düşen görev bildi. Adına “millet ittifakı” dedikleri şeyin en temel ilkelerinden birinin Kürt düşmanlığı olduğu böylece de ilan edilmiş oldu.
CHP’nin ilerici-demokrat tabanını dışarıda tutarak, gerçekleşen bu ittifakın bir iç tutarlılığa sahip olduğunu söylemeliyim.
Gerek politik islamcı-ülkücü faşist AKP-MHP’nin “cumhur ittifakı” ve gerek onların ulusalcı-gerici-faşist karması burjuva muhaliflerinin “milli ittifakı” için birinci temel ittifak kriterinin HDP’ye karşı tavır ve HDP ile araya konacak mesafe olması hemen dikkat çekiyor. Burjuvazinin bu iki grubunun HDP’ye karşı tavrı ve mesafesi, her bir burjuva gerici ittifakın politik özgürlük ve siyasal demokrasi ile mesafelerine eşit olduğunu ayrıca vurgulamakta yarar var. HDP ile ilişkileniş siyasi parti ve örgütlerin niteliğini ölçen, açığa çıkartan turnusol kağıdı işlevi kazanmış bulunuyor. Bunu anlayamayanların, sosyalizm, emek, solculuk, adalet, özgürlük, demokrasi adına yönlerini ve yollarını kaybetmeden, sağa sola sendelemeden yürümeleri mümkün görünmüyor.
Emekçi soldaki duruma biraz yakından bakalım. Alper Taş kendisine yöneltilen sorularla ÖDP’nin ve Haziran Hareketi’nin 24 Haziran seçimlerinde izleyeceği politikayı Birgün gazetesine anlatmış. Buradan öğreniyoruz ki, ÖDP Ocak ayından itibaren Birleşik Haziran Hareketi ile birlikte EMEP, Halkevleri, TKH, EHP, DİP, TKP dahil 20’ye yakın sosyalist yapıyla görüşmeler gerçekleştirmiş. Bu süreçte HDP’nin görüşmeler dışı kalması manidar ve de düşündürücü değil mi?
Sömürgeci Türk burjuvazisinin bir politika ilkesi haline getirdiği HDP ile araya mesafe koyma, mesafeyi korumayı, bir pratik politika ilkesi haline getirerek emekçi sola taşıyanların biraz düşünmesi ve hatta biraz sıkılması gerekmez mi?
EMEP, Halkevleri, EHP ve diğer bazı yapıların HDP’yi destekleme kararı alarak bu sosyal şovenizm kokan siyasal tutumun dışına çıkmalarının olumlu bulduğumu söylemeliyim.
Gelelim ÖDP-TKP ve diğerlerinin burjuva muhalefet ile halkçı devrimci demokratik muhalefet arasında orta yolcu seçim politikasının niteliğine… Röportajda Alper Taş; “…Bu çalışmalarımızda, seçimlere giden süreçte OHAL ve seçimlere yönelik hile girişimleri karşısında birleşik bir mücadele ile sandıkta da ortak bir Cumhurbaşkanı adaylığını, 100 bin imza toplayarak çıkarmayı temel aldık. Baskın seçim kararı alındığında da bunu devam ettirmek için irademizi ortaya koyduk…” diyor. Ve hemen sonrasında, “Gezi’den HAYIR’a uzanan mücadele dinamiklerinin birleşik mücadelesini geliştirmeye, bu gücü alternatif siyasi ve toplumsal bir kuvvet haline getirmeye yönelik devrimci anlayışımızla devam ettireceğiz.” diye ekliyor.
Her şey bir yana, birlik görüşmeleri yapan bu grupların bunu HDP’siz yapma çaba ve pratiklerinin bir izahı olması gerekir. Alper Taş, röportaj boyunca buna dair tek bir cümle telafuz etmiyor. Bu sözde Hazirancı ittifak girişiminin HDP’nin karşısına 100 bin imza toplayarak cumhurbaşkanı adayı çıkarmaya çalışması, bizzat politik özgürlük mücadelesinin en kararlı güçlerini, deyim uygunsa anti-faşist cephenin çekirdeğini bölme girişimidir. Ve tarihte ilk defa ilericileri, devrimcileri, sosyalistleri bu kadar kitlesel bir şekile meclise taşıyan HDP’yi destekleyen 6 milyonun iradesini görmezden gelmektir. Kürt halkının yıllardır sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı yürüttüğü büyük özgürlük mücadelesini yok saymaktır!..
Alper Taş röportajında “seçimlere seyirci kalmayacağız” dedikten sonra, “kime oy vereceğiz” sorusunu “şu adaya oy ver” çağrısı yapmak zorunda değiliz diye yanıtlamış. HDP’ye oy verme çağrısı yapamamak, yani güya CHP ile HDP’nin arasında orta bir yerde konumlanmak!.. Gerçekte böyle bir siyasal konum yoktur, zaten mümkünde değildir. Sosyal şovenizm işte böyle bir lanettir ve her zaman burjuvazinin ve sömürgeciliğin hizmetindedir.
Ancak Taş, bu yanıtın kendisi dahil hiç kimseyi ikna etmeyeceğini bildiğinden olsa gerek, solculara kime oy vereceklerini söylemelerinin bir gereği olmadığını sözlerine ekleme gereği duymuş! Bu da çok şaşırtıcı bir durum. Ne yani, ÖDP ve Haziran Hareketi’nin 24 Haziran seçimlerinde kitlelere gitmek gibi bir dertleri yok mu? Gideceklerse halka önderlik etmek, oy vermede yol göstermek gibi bir sorumlulukları yok mu?..
Burada mesele solculara kime oy vermelerini söyleyip, reçete sunma meselesi olarak görülemez, gösterilemez. Ortada bir seçim varsa, doğal olarak adaylar da vardır. Eğer siz o seçimlerde bir özne olma iddiasına sahip iseniz, geleceğe dair bir iddianız varsa… OHAL koşullarında halklarımıza dayatılan bu gayri meşru seçimde faşist diktatör Erdoğan’a karşı mücadele etmek gibi bir derdiniz var ise… Kitlelere gitmek gibi, seçim mücadelesine aktif olarak katılmak gibi, hatta gerçekten faşist diktatörlüğe karşı mücadele etmek gibi bir amacınız var ise… Hangi parti ve adayı desteklediğinizi, halkın kime oy vermesini istediğinizi eğip bükmeden açıklamak zorundasınız.
Röportajda açığa çıktığı kadarıyla, ÖDP ve Haziran Hareketi HDP’nin, Kürtlerin, devrimci-sosyalistlerin dışında gerçekleştirmek istediği birlik olmayınca, CHP ve HDP’yi aynılaştırma, eşitleme çabası içerisinde, tabanına bir şekilde CHP’yi işaret etmiş.
Gerçek bu olunca, “…çalışmamızın odağına esas olarak 16 Nisan Referandumu’nun HAYIR’ını koyacağız. Kimse kimsenin rakibi olmayacak, kimse kimsenin ayağına çelme takmayacak. Herkes bulunduğu yerden AKP-MHP blokunun yenilmesine odaklanıp bir çalışma yapacak…” demenin pratikte hiç bir anlamı kalmıyor.
Hiç kuşkusuz ÖDP ve Haziran Hareketi’de bu gerçeğin farkındadır.
Bu farkındalığa rağmen, temennilerde bulunmak, “AKP ya da Erdoğan gittiğinde Türkiye’de devrim olmayacak. Ama ülke istikrarsızlık ve huzursuzluk kaynaklarının en önemlisinden kurtulmuş olacak…”, “HDP’nin parlamentoda var olması, temsil edilmesi HDP gibi bir partinin mevcudiyeti toplumsal barış açısından önemli…” demenin hiç bir anlamı kalmıyor. Hayat yalnız başına temennilerle ilerlemiyor!.. Ve bütün mesele gelip 25 Haziran ve sonrasında nasıl bir mücadele perspektifine sahip olup olmadığınızda düğümleniyor.