Erdoğan’ın kabusu

Füsun Erdoğan
Turkish President Tayyip Erdogan speaks during a joint press conference with Iranian and Russian counterparts following a trilateral meeting on Syria, in Ankara on September 16, 2019. (Photo by Adem ALTAN / AFP) (Photo credit should read ADEM ALTAN/AFP/Getty Images)

1 Kasım Genel Seçimleri’ne sayılı günlerin kaldığı bu süreçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gemi azıya almış bir halde, savaş çığırtkanlığına devam ediyor. Adam her ağzını açtığında HDP’ye, HDP’lilere saldırıyor. HDP, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı Erdoğan’ın korkulu rüyası! Her saldırıda, Kürt halkının korkuyu çoktan aştığını görüyor ve korkuyu yenmiş olan bir halkı hiçbir baskı ve zor yönteminin dize getiremeyeceğinin farkında. Bunun içindir ki, Kürt halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırıda hiçbir kural, sınır tanımıyor.

Erdoğan her konuştuğunda, sanki gece rüyasında HDP kabusu görmüş de uykusundan korkuyla uyanmış gibi, o öfke ve kinle konuşuyor. Saldırganlıkta kural tanımadığı yetmezmiş gibi bütün bunları kendisine hak olarak görüyor olması, onu daha bir küstahlaştırıyor, saldırganlaştırıyor.

Kim ne derse desin, Erdoğan gibi hırslı bir adamın, 7 Haziran yenilgisini kabullenmesinin mümkün olmadığını yaşayarak gördük. Şişirdiği egosu ve hırslarıyla, hücrelerine işlemiş Kürt düşmanlığıyla, Kuzey Kürdistan’ı kan gölüne çevirmekte bir an bile tereddüt etmedi. Erdoğan’ın sosyal medyada 21. yüzyılın Hitler’i olarak adlandırılması kesinlikle boşuna değil. Öyle ki, adamdaki hırs ve aldığı demokratik yenilgiyi kabullenememe hali, gözünü kırpmadan katliam emirleri vermesine neden oluyor. Bütün bu saldırgan davranışlarıyla adeta; “Siz beni başkan yapmadınız ama ben başkanlıktan da öte tek adamım, hükümdarım” diye bas bas bağırıyor.

Geçtiğimiz hafta Rusya gezisi dönüşünde, uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada Erdoğan’ın hedefinde yine HDP vardı. Gazetecilerin HDP’nin 1 Kasım’da baraj altında kalmasının, Türkiye açısından bir risk teşkil edip etmeyeceği sorusuna Erdoğan; “Tabii ki risk değildir. Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur” yanıtını verdi. Böylece Erdoğan’ın yüzsüzlükte de hiçbir sınırının, kuralının olmadığını dünya alem duydu, gördü!

Adam kendinden öylesine emin ki! 1 Kasım seçimlerinde HDP’yi barajın altında bırakma çabalarının başarıya ulaşacağını sanıyor. HDP’den çaldıkları oylarla tek başlarına hükümeti kuracaklarını düşünüyor.

Erdoğan aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş hallerinde olsa da dilinin söylediğine kendisinin de inanmadığı kesin. Yapılan tüm anketlerde bırakalım HDP’nin barajın altında kalmasını, HDP’nin bir baraj sorunu olmadığı biliniyor. Erdoğan’ı böyle yüksek perdeden konuşturan şey, seçim stratejilerini Kuzey Kürdistan’ın il, ilçe ve köylerinde “taşımalı sandık” yöntemiyle HDP’nin oylarını çalma ve sandığa gidişi engellemek üzerine oturtmuş olmaları. Bu güvenle, 1 Kasım seçimlerinde sandıktan çıkacak sonucu HDP’nin kabullenmesi gerektiğini söylüyor. Adamda öyle bir yüz var ki! Sanırsınız manda derisinden…

Uçağına aldığı gazetecilerden biri “Sen neden 7 Haziran’da sandıktan çıkan sonuca razı olmadın” diye sormayı “akıl” edemiyor! Üstelik 1 Kasım seçimlerinde tek başına hükümet kurmayı garantilemek için Kuzey Kürdistan il, ilçe ve köylerini kana bulayarak bu işi yaptıklarını bir kişi cesaret edip, adamın yüzüne vuramıyor. Çevresine topladığı saray soytarılarıyla, korkutarak sindirdiği gazetecilerle insanlıkta düşmüş olduğu çukuru görmezden gelip, bulunduğu yerin tadını çıkarmaya çalışsa da Erdoğan aldığı her nefeste, baktığı her yerde HDP’yi görüyor olmalı ki, işini sağlama bağlamak için topyekün seferber olmuşlar.

Bu korkunun gücüyle katliam emirleri veriyorlar. HDP’ye ve halka saldırıda hiçbir sınır tanımıyorlar. Ancak başlattıkları bu kirli savaşta her şey bir yana, başta Erdoğan ve kurmayları olmak üzere, tüm katillerin, yakın gelecekte katlettikleri Kürt çocukların kanında boğulacaklarına inanıyorum!

Daha önceki gün Bismil’de attıkları bombayla 8 yaşındaki Elif’i katlettiler. AKP iktidarı boyunca 500’e yakın çocuğun katledilmiş olması ve bu çocukların tamamının Kürt çocukları olması sözün bittiği bir başka nokta. Kan gölüne çevirdikleri Kuzey Kürdistan’da Kürt halkının, devletin her çeşit baskı ve zulmüne karşı direnişi sadece Batı’ya değil, görmek isteyen tüm halklara umut kaynağı olmaya devam ediyor. Ve bir kez daha, tek adam diktatörlüğüne yasal kılıflar dikmenin peşinde olan Erdoğan’a ömür boyu unutamayacağı ikinci bir yenilgiyi tattırmak bizim elimizde.

Kürdistan’da süren savaş genel olarak halklarımızın seçim havasına girmesine engel olsa da… Savaşı durdurmanın ve Tayyip’i diktatörler çöplüğüne atmanın ilk adımı 1 Kasım’ı ona dar etmekten geçiyor. Tayyip’in ve AKP’sinin hiçbir oyununa gelmeden, son ana kadar seçmenden oy istemek, seçmeni sandıklara taşımak ve sandık güvenliği için hiçbir şeyi şansa bırakmadan dört elle seçim mücadelesine sarılmak gerekiyor.

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir