7 Haziran akşamı sandıklar açıldıktan ve tablo az-çok ortaya çıktıktan sonra, haber merkezinde tilili seslerine karışan sevinçli kahkahalarımız ve alkışlarla zaferimizi kutladık! Bir ara bilgisayara veri girmekten bunaldım diyip bir arkadaşımla dışarı çıktık. Bu seçimlerin Türkiye’nin tarihinde hakikaten bir ilkler toplamı olduğunu konuşurken; söz dönüp dolaşıp, AKP’nin provokasyon saldırılarına geldi.
Kürt halkının herhangi bir başarısı karşısında sevinmesine devletin, AKP’nin tahammülsüzlüğünün bu defa onu hangi gözü dönmüş çılgınlığa sürükleyeceği üzerine konuştuk. Çünkü ne zaman Kürt halkı bir başarıya imza atsa ve bunun coşkusunu yaşamaya kalksa, hemen bir el devreye giriyor. Halka kan kusturmak, sevincini kursağında bırakmak için elinden geleni yapıyor. Bir yandan HDP’nin seçim zaferinin sevincini, coşkusunu yaşarken; diğer yandan insan kaçınılmaz olarak; “Bu defa ne yapacaklar” sorusunu düşünüyor!
2007 Temmuz Genel Seçimleri’nde, bağımsız adaylarla seçimlere girilmesi ve 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün halklarımızın önüne diktiği barajın delinmesinin sevincini yaşayamadan, Türkiye o malum fotoğrafa uyandı! Sonra peş peşe gelen “KCK operasyonları”yla tam bir siyasi soykırım başlattılar.
Evlatlarını sömürgeci savaşta yitirmiş Kürt halkının 2009 Ekim’inde, Habur Sınır Kapısı’nda yaşadığı coşku, AKP’nin süreci noktalamasının gerekçesi olmuştu! Ardından gelen saldırılarla, Kürt halkını o sevinci yaşadığına pişman etmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Türk devlet geleneğindeki tekçi, ırkçı-milliyetçi egemen damarın, Kürt halkının sevincine asla tahammülü yok! Ne zaman güzel bir şey yaşansa, anında bir provokasyonla, bir katliamla Kürt halkımızın yüzündeki gülücükleri donduruyorlar. Bu türden örneklerin çokluğu, kaçınılmaz olarak herhangi bir başarının sevincini yaşarken bile, insanı “acaba”larla dolu bir tedirginliğe itiyor. Geçmişte bunları yapanlar, Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde AKP’nin bu seçimlerde aldığı büyük yenilgi, hezimet karşısında neler yapmaz ki?
AKP’nin seçim kampanyasının en başından itibaren hedef tahtasına HDP’yi oturtması bir tesadüf değildi. Kampanyanın başladığı ilk günlerde, cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı bir konuşmada bunun işaretini vermiş; “Askeriyle, polisiyle, milli istihbaratıyla hazırlığımızı yaptık. Gereken her şey yapılacaktır” demişti! Sonraki günlerde de, zaten hep birlikte yaşayarak gördük. Erdoğan’ın miting kürsüsünden ilan ettiği gibi, gereğini yaptılar. Erdoğan önderliğinde AKP, HDP’ye karşı topyekûn bir savaş başlattı! Erdoğan ve kurmayları çıktıkları her kürsüde HDP’ye saldırdılar. HDP’yi hedef gösterdiler. Onların konuşmalarının dozajına göre, seçim bürolarının camlarının kırılması, bayrakların yakılması, seçim araçlarının tahrip edilmesinden başlayarak HDP’ye yönelik saldırıları tırmandırdılar. HDP’nin seçim kampanyasında yakaladığı başarı onları çıldırtmaya fazlasıyla yetti. Kendi yaptırdıkları ve kamuoyundan gizledikleri anketlerde bile HDP’nin barajı geçeceğini görmeleri, onları daha büyük ve kanlı provokasyonlara yöneltti. Ağrı’dan başlayarak, Adana ve Mersin HDP il bürolarında patlattıkları bombalarla devreye soktukları tüm provokasyonların, Kürt halkının ve HDP yöneticilerinin “solduyu” ve soğukkanlılıklarıyla AKP’nin elinde patladı.
Erzurum mitinginde halkın saldırıyı boşa çıkarması, onları kitlesel katliam provokasyonlarına yöneltti. Bingöl’de kontralarını devreye sokup, HDP seçim aracını kullanan şoför arkadaşımızı işkence ederek katlettiler. HDP’nin Amed mitinginde patlattıkları bomba AKP’nin gözü dönmüş provokatif, saldırganlığını iyice açığa çıkardı. Patlattıkları bombalarla dört canımızı aldılar, yüzlerce canımız yaralandı. Fakat dost da düşman da gördü ki, Amed mitinginde patlattıkları bomba da, Erdoğan ve AKP’nin elinde patladı. Kürt halkı ve HDP büyük bir soğukkanlılıkla, onların HDP’yi ve Kürt halkını çekmek istedikleri yere gitmedi. Yüz binlerce kişinin toplandığı o meydanda, en küçük bir izdihama müsade edilmedi. Bu da AKP’nin sonu oldu! 7 Haziran akşamı Erdoğan Kaçaksaray’ında inzivaya çekildi. Davutoğlu’nun balkon konuşması, AKP’nin yenilgisini, sandıkta uğradığı hezimeti gizlemeye yetmedi! AKP, HDP’ye yönelik saldırılarıyla sadece seçim kampanyasının gerilimli geçmesini koşullamadı. Aynı zamanda seçimlerden sonra da bu saldırganlığını sürdüreceğinin mesajını verdi. Erdoğan’ın ve AKP’nin aldığı yenilgiyi tersine çevirmek için boş durmayacağı hepimizin malumuydu. Nitekim öyle de yaptı! Erdoğan miting kürsülerinden; “Bizim A planımız hayata geçmezse, B ve C planlarımız da var” diye boşuna bağırmadı. Onların A planları 400 milletvekili idi! Kısa sürede bunun boş bir hayal olduğunu gören Erdoğan, “B” planını devreye soktu. “B” planları da, kampanya boyunca HDP’ye yönelik saldırılar ve sandıkta oy çalma planları idi. Bütün bunlar yenilgilerini engelleyemeyince, önceki gün “C” planını Amed’de hayata geçirdiler.
İlim Hizmet Yardımlaşma ve Araştırma Derneği (İHYA-DER) Başkanı Aytaç Baran’ı kurdukları bir pusuda öldürdüler. Ardından Amed sokakları karıştı! Aynı semtte bir kahvehaneye silahlı saldırı düzenlendi. HDP’li üç arkadaşımız katledildi. 3’ü gazeteci 6 kişi de yaralandı. AKP, daha Amed mitinginde patlattıkları bombanın yaraları sarılmadan, devreye koyduğu “C” planıyla Kürdü Kürde kırdırmanın peşinde.
Ancak bütün bu kanlı emellerini devreye sokarken unuttukları önemli bir nokta var! Seçim günü Amed mitinginde yaralanan alçılar içinde bir arkadaşın oy kullanırken görüntüsü Med Nûçe televizyonunda yayınlandı. Yine aynı saldırıda yaralanan bir arkadaşımız oyunu kullanmak için yaralı haliyle İzmir’e gitti! O iki kareye iyi bakmalı!.. Anlama yeteneği olanlar için; o karede Kürt halkının bunca baskı ve zulme karşı direngenliği, özgürlüğe olan sevdası, mücadele azmi ve iradesi var! Ne yaparlarsa yapsınlar, Erdoğan ve AKP yenilecek, biz kazanacağız!