‘Geri Döneceğiz’

Füsun Erdoğan

Yıllar önce, kamplardaki Filistinlilerin yaşamlarına doğrudan tanıklık eden İsveçli iki arkadaş olan Ingela Bendt ve Jim Downing’in hazırladıkları ve 1982 yılında basılan kitabın adıdır; “Geri Döneceğiz”. Kamplardaki Filistinlilerin özlem ve amacını ifade eder.

Bendt ve Dowing’in mülteci kamplarındaki Filistinli kadınlarla yaptıkları röportajlardan oluşan ve 1987 yılında Kıyı Yayınları tarafından Türkçe baskısı yapılan kitabın Önsöz’ünü FKÖ Türkiye Temsilcisi Ebu Firas yazmış.

Firas bu Önsüz’de, Filistin kamplarındaki yaşantının değişik kuşaklardan tüm Filistinliler için anlamının; “yalnızca hayatta kalmak için değil, özgür Filistin’deki anayurtlarına dönene kadar mücadeleyi sürdürme kararlılığının ifadesi olarak da, yaşama azmi ve sebatlarını ortaya koymak” olduğunu söyler.

Kitabın büyük bir kısmında artık varolmayan Reşadiye kampı anlatılmaktadır. Reşadiye İsrail işgalinin ilk kurbanıdır. Yaprakları sararmış ve birbirinden ayrılmış kitabı yıllar sonra bir kez daha okumak üzere elime aldığımda, sanki okuduklarım Reşadiye kampını değil de, Mahmur’u anlatıyor hissine kapılıyorum. İsrail işgali ve zorla göçettirme yaşayanların dilinden cümlelere dökülürken, sömürgeci faşist Türk devletinin Kürt halkına yaşattığı baskı ve zulüm, katliamlar, yakıp yıktıkları köyler, kasaba ve kentler canlanıyor gözümde…

Kitabın “Giriş” bölümünde Bendt ve Downing, mülteci kamplarında röportaj yaptıkları kadınların birçoğunun 1948’deki büyük göçü yaşadıkları, diğerlerinin ise sürgünde doğduğu notunu düşmüşler.

Bendt ve Downing’e Filistin Kadınlar Birliği’nin bölge sorumlusu 23 yaşındaki Muna eşilik eder. Gündüzleri kampı iki arkadaşa tanıtan Muna, akşamları da onları kendi evinde misafir eder. Bir akşam Muna’nın büyükannesi ve dedesi ilk göçe nasıl zorlandıklarını büyük bir pişmanlıkla anlatırlar…

“Çok yakında geri döneceğimizi düşünüyorduk. Kısa bir süre için köyü terketmiştik ya da biz öyle sanıyorduk. Evin anahtarını bile yanımıza almıştık. Arap orduları Filistin’i kurtaracaklarına söz verdiler. Bu yüzden biz de özlemle bekledik onları. Aylar yıllar ve sonuç olarak toplam 30 yıl geçti. Diğer insanların sözlerine inanmayı bırakalı çok oldu…”

O gün İsrail saldırısından canlarını kurtarmak için kaçarken, yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlatan büyükanne ve dedinin yaşadıklarından çıkardığı en temel sonuç, tırnaklarını topraklarına geçirip direnmeleri gerektiğidir.

“İnsanlar yorgunluktan tükenmişlerdi. Kapısının eşiğinde oturan yaşlı bir adamı hatırlıyorum. Böylesine kuyruğumu bacaklarımın arasına kıstırıp kaçmaktansa, siyonistlerin elinde ölmeyi tercih ederim diyordu. Sonra vuruluşunu, ölüşünü gözlerimle gördüm. Hiçbir zaman unutmayacağım onu.”

Röportajların 1980 yılında yapıldığını dikkate alırsak, “geri döneceğiz” umuduyla yollara düşeli tam 69 yıl olmuş. Yanlarına aldıkları evlerinin anahtarı yurtlarına özlemlerinin bir nişanesi gibi astıkları odanın duvarında paslanmıştır…

BM başta gelmek üzere, bütün dünya İsrail’in Filistin topraklarını adım adım işgal edişini, Filistin halkına karşı yürüttüğü kirli savaşı, kırımı seyredegeldi… Kitabın sonunda, bugün çok değişmiş, sömürgeci İsrail aç bir canavar gibi Filistin’i neredeyse yutmuş olsa da, Filistin’e ilişkin yer verilen kronoloji bütün bu yaşananları somut olarak gözler önüne seriyor.

6 Aralık’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklaması üzerine bir tartışmadır aldı başını gidiyor. Katil diktatör Erdoğan parmak sallayıp, hesap sormaktan bahsederken, Netanyahu Kürt kentlerini yakıp yıkan birinden ahlak dersi almayacağını söylüyor…

Aslında ikisi de çok doğru söylüyor. İsrail ne kadar katil, işgalci, sömürgeci bir devlet ise, Türkiye Cumhuriyeti devleti de o kadar işgalci, sömürgeci, katil bir devlet!..

Bitirirken, ABD’nin Büyük Elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı yeni bir karar değil. Bu karar tıpkı Ermeni Soykırımı gibi ABD’nin yıllardır elinde oynadığı, beklettiği bir argümandı. 1995 yılında, Baba Bush döneminde alınmış bir karardı bu. ABD başkanları, kararda bulunan altı aylık sürelerle ertelenebileceğine dair ek maddeyi kullanarak bugüne kadar bu kararı hayata geçirmediler. Trump seçim kampanyasında Yahudi lobilerine seçimde kendisini destekledikleri taktirde, ABD Büyük Elçiliğini Kudüs’e taşıyacağı ve bu yolla Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasını sağlayacağı sözünü vermişti. Şimdi o sözünü yerine getiriyor…

Yani ortada bilinmeyen yeni bir durum yoktur ve Erdoğan gibilerin refleksleri de, “tepkileri” de her zamanki gibi ikiyüzlü, riyadan ibaret. Burada aslolan, Kudüs sorunu, laik ve demokratik bir Filistin davasının bir parçası olarak ele almaktır.

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir