Haberde Şırnak DBP İl yöneticisi Hurşit Külter’in Cuma akşamı gözaltına alınmadan önce, ailesine gönderdiği mesajda etrafının sarıldığını ve “hakkınızı helal edin” diye yazdığı…
O akşam özel harekatçılara ait sosyal medya hesaplarında bazı fotoğrafların paylaşıldığı, daha sonra paylaştıkları fotoğrafları silip, hesabı kapattıkları; bir süre sonra da hesabı açarak HDP Şırnak milletvekili Leyla Birlik’e aynı hesaptan tehdit mesajı gönderdikleri bilgisi yer aldı.
En son bu yazıyı kaleme aldığım Pazar günü savcılık, tümen komutanlığı ve Şırnak Valiliği’nin Külter’in gözaltında olmadığı açıklamaları; kaçınılmaz olarak kaybetme ya da infaz ihtimalini öne çıkardı.
İster kaçırarak kaybetme, isterse de katledip bir kenara atmak olsun, her iki biçim bakımından da devletin sicili hayli kabarık ve kirli!
1990’lı yıllarda Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde binlerce canımızın kaçırılarak kaybedildiğini unutmadık!
Sabık başbakan Davutoğlu’nun 2015 Ekim’inde Van’da yaptığı bir konuşmada Kürt halkından oy isterken “bizi desteklemezseniz yine beyaz toroslar dolaşır” tehdidi de unutulmadı!
Tüm dünyada faşist diktatörlüklerin kaybetme politikasıyla sadece kaybettikleri kişilerin yakınlarında değil, bütün bir toplumda “kaybedilme” korkusu yaratarak, toplumu teslim almaya çalıştıkları biliniyor.
Bunun içindir ki, Hurşit Külter’in özel timlerce gözaltına alınmasına rağmen, gözaltında olduğunun kabul edilmemesi sadece Külter ailesinin, sadece Şırnak halkının ya da DBP’nin sorunu olarak görülemez!
Devletin Külter’i gözaltında kaybetmesi ya da bir faili devlet cinayetinde katletmesi insanım diyen herkesin sorunu olmak zorunda.
Ayrıca, devletin Külter’i kaybetmesi ya da katledip bir kenara atması önlenemezse; önümüzdeki günlerde tıpkı 1990’lardaki gibi devletin kaybetme ve faili devlet cinayetlerini devreye koymasının önüne geçilemeyeceği asla gözardı edilmemelidir.
Bunu önleyecek dek gücün kitlesel ve yaygın bir karşı koyuştan, direniş ve mücadeleden geçtiğini Latin Amerika’da kayıplara karşı mücadeleden, 1990’lı yıllardan ve genel olarak tarihten biliyoruz.
Dilerim bütün bu ihtimaller boşa çıkar.
En kısa zamanda Hurşit Külter savcılığa çıkarılır ve her Cumartesi oturma eylemlerinde taşınan fotoğraflara bir fotoğraf daha eklenmez, bir ana daha oğlunu aramak zorunda kalmaz!
Bir ana daha tıpkı Berfo ana gibi yıllar boyunca “oğlum gelecek” diye kapısını kilitlemeden uyumak zorunda kalmaz…
Ancak öyle bir süreçten geçiyoruz ki, sadece umut ederek beklemek gibi bir lükse sahip değiliz.
Şayet hafta başında da savcılık, tümen komutanlığı ve valilik Külter’in gözaltında olmadığı yalanını söylemeye devam ederlerse; bu inkarları faşist diktatörlüğün 1990’lı yıllarda uyguladıkları kaybetme politikasını yeniden devreye koyduğunun bir işareti olarak görülmeli ve zaman kaybetmeden harekete geçilmelidir.
Hafta sonundan beri sosyal medya üzerinden “Hurşit Külter nerede” denilerek Külter aranıyor, katil devlet teşhir ediliyor.
Elbette bu gerekli.
Fakat bununla sınırlı bir çabayla ne Külter’in hayatını kurtarabiliriz, ne de faşist diktatörlüğün kirli savaş politikasına bir de kaybetme politikasını eklemesinin önüne geçebiliriz.
Bunun için yarın çok geç olmadan hemen harekete geçmek, 1990’lı yıllarda kayıplara karşı mücadelenin temel şiarlarından biri olan “Sağ Aldınız Sağ İstiyoruz” sloganıyla Hurşit Külter’i arama mücadelesini Türkiye’den Kürdistan’a, Avrupa kentlerinin sokaklarına taşımak şart!…
(*) Bu yazıyı yazdığımda, herkes gibi ben de Hurşit Külter’in devlet tarafından kaçırıldığını düşünüyordum. Hiç kuşkusuz böyle düşünmek için çok nedenimiz vardı. Ancak, daha sonradan açığa çıktı ki, Hurşit Külter gözaltına alınmamış ve kaçırılmamış. Hurşit Külter’in aylar sonra yaptığı açıklamayı hemen yapmasının önünde nasıl bir engel vardı, onu yanıtlamak da yine Hurşit Külter’e düşer…Yanlış yaptı! Bu yanlışı düzeltme adına yaptığı açıklama ise, en az o yanlış kadar yanlıştı!