Seçimlerde bir tarz-ı siyaset!

Füsun Erdoğan

7 Haziran seçimleri memleketin gündemine oturunca, doğal olarak ittifaklar, adaylar gibi sorunlar da anında baş köşeye yerleşti. Birleşik Haziran Hareketi (BHH) önce CHP’yle görüşmeler yaptı, ardından HDP ile görüştü derken, CHP-HDP ittifakını önerdi. Olmayacak duaya amin demenin manasız olduğunu görmüş olmalılar ki, 15-28 Şubat 2015 tarihleri arasında seçim gündemli forumlar yaptı. Sonuçlarını Genel Yürütme Kurulu değerlendirdi. Ve BHH’nin 7 Haziran 2015 Seçimleri’ne yönelik tutumunu 3 Mart günü kamuoyuna açıkladı.

Açıklamada özetle Türkiye’de yaşanan sorunların ve olası yaşanacakların sorumlusunun AKP olduğu, önümüzdeki süreçte şiddetli bir ekonomik krizin patlamasının an meselesi olduğu, HDP’nin barajın altında kaldığı koşullarda AKP’li bir dönemin halklarımıza getireceği baskı ve zulmün bütün çeşitlerine dair bir dizi şey söyleniyor. Ardından da seçimlerde herhangi bir ittifaka girmeyecekleri belirtiliyor.  Ancak her zamanki gibi bir işi yapmamanın ya da bir sorumluluktan kaçmanın yöntemi olarak ortaya konulan bu tarz-ı siyasete itiraz etmek, adını koymak gerekiyor.  

Bir yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu ve yakın gelecekteki olası tehdit ve tehlikeleri alt alta sıralayıp;

“AKP’yi durdurmak neoliberal-piyasacılık karşısında halkçı/kamucu ekonomik politikaları, gericilik karşısında özgürlükçü ve laik yaşamı, otoriterlik ve faşizm karşısında demokrasi, açıklık ve halk iradesini, emperyalizme karşı bağımsızlığı, mezhepçilik ve milliyetçiliğe karşı Kürt ve Alevi yurttaşların eşitliğini savunan bir siyasal hattın kurulmasını gerektirmekte” olduğunu söyleyeceksiniz… 

Diğer yandan, milyonları çok yakından ilgilendiren seçim gibi bir meselede boykot dahi önermeden, tek adresinizin “sokak” olduğunu söyleyip “biz yokuz” diyeceksiniz!.. Devrimci lafazanlık dediğimiz tarz-ı siyasetten medet umacaksınız!

HDP’nin seçim mücadelesinde de emekçi sol hareketi cepheleştirme, halklarımızın, işçilerin, emekçilerin ezilenlerin cephesini ve seçeneğini büyütme siyasetinin karşısına “sokak” seçeneğiyle çıkmak hiç mi hiç inandırıcı olmuyor. Sokak mı dediniz orada biraz duracaksınız arkadaşlar!.. Türkiye ve Kürdistan sokakları herkesi tanır zaten!..  Ama dahası var: Sokak mücadelesi ile meclisteki mücadeleyi birleştirme deneyimini görmezden gelemezsiniz, önemsizleştirmek ve değersizleştirmek gibi bir tavır alamazsınız. Alırsanız “sokak” üzerine sözleriniz inandırıcı da, sahici de olmaz. 

Siz istediğiniz kadar açıklamanızda; “BHH’nin seçimlere yönelik, başta CHP ve HDP olmak üzere, hiçbir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir. BHH’nin kendi dışındaki sol kesim ve partilerle ilişkilerindeki temel duyarlılığı Gezi milyonlarının sorun, talep ve beklentileridir” diyerek cümleleri tüketebilirsiniz. Ama kimse kusura bakmasın! Bu ülkenin halkları/ilericileri, demokratları, sosyalistleri, devrimcileri artık bu türden beylik açıklamaları yazıldığı gibi okumamak gerektiğini çoktan öğrendi.

Bir siyasal hareketin kendi grupsal çıkarlarını ön planda tutmayarak, genelin çıkarlarına tabi olmasına herkes şapka çıkarır. Fakat, “temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir” diyerek, elini taşın altına koymaktan, sorumluluktan kaçarak yan çizmesini de görmezden gelemez. Hele hele bir de açıklamanın içerisine bol miktarda “Gezi ruhu”, “Gezi’nin talepleri”ni ekleyerek bu işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsanız… Emin olun sokaktaki sıradan vatandaş bile; “hiç değilse bunu yapmayın” der size!

Çünkü Gezi ruhu, Gezi’nin talepleri, kendini Gezi’nin yanında tanımlayan tek tek bireylere, siyasi oluşum ya da partilere her alanda faşizme, gericiliğe, AKP iktidarına karşı cepheden, karşı koymayı, direnmeyi; demokrasi, barış ve özgürlük için mücadele etmeyi, cepheleşmeyi gerektirir. 

Bu gerçeklik kimseye özellikle de kendini siyasal bir hareket olarak tanımlayan oluşumlara, ben “sokağa varım” ama “seçim mücadelesinde yokum” deme lüksü tanımaz. Kendini Gezi’nin baş savunucusu ve mimarı gibi sunan BHH’nin, seçim gibi bir mücadele alanını terketmesi hayra da yorulamaz zaten.   

BHH’nin çürük yumurta tadındaki seçim politikasının mimarları iyi bilmeliler ki, emekçi sol ve ilerici, demokrat kamuoyu; BHH’nin gerçekte CHP’yi destekleme kararı aldığının farkındadır.

CHP ile HDP’yi aynı kefeye koymaya, eşitlemeye kalkışmamalısınız. 

Emekçilerden yana olan sol ile burjuva sol arasında bir ayrım yapmaktan kaçınamazsınız. 

Oysa BHH hareketi tam da bunları yaparak seçimlerde ona karşı mücadeleyi gündeminden çıkartarak CHP’yi desteklediğini ele veriyor.

Kazındığında altından sosyal şovenizm, hatta yer yer şovenizm çıkan seçimlerde HDP’yi desteklememe, HDP ile ittifak yapmama kararını BHH’nin sokağı adres göstererek “yenilir-yutulur” kılmaya çalışma çabası “taktire” şayandır. Ancak, Türkiye’de demokrat olmanın, devrimci kalmanın yolunun Kürt meselesinde alınan tutumdan geçtiği, Kürt meselesinde turnusol rolü oynadığını, artık bilmeyen de yoktur. BHH’nin HDP ile yapacağı ittifaka getireceği oydan daha fazla Kürt halkının özgürlük mücadelesi kapsamındaki duruşunun yanı sıra siyasal saflaşmada duracağı yer, geniş işçi ve emekçi kitlelere vereceği cepheleşme mesajı bakımından önemliydi. 

Ve ne yazık ki, BHH yapmış olduğu bu açıklamayla sadece seçimlerde CHP’yi destekleyeceğini ilan etmedi; aynı zamanda Haziran ayaklanmasının barikatlarını uzaktan seyretmeyi seçenler gibi Gezi’nin ezilenleri cepheleştirme pratiğinin de, ruhunun da çok uzağına düştü!  

Bugün halklarımızın en temel ihtiyacı olan demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesine karşı tutumunu da ne yazık ki, ulusalcılardan yana koyarak kendine yazık etti!…

Görünen gerçek şudur ki, HDP, AKP’nin tepe tepe kullandığı 12 Eylül barajını yıktığında bu, BHH tarz-ı siyasete karşın gerçekleşecektir.

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir