Sürekli direniş!..

Füsun Erdoğan

Sömürgeci faşist diktatörlük, bütün sınırları aşarak, başta Kürt halkı ve öncüleri gelmek üzere toplumsal muhalefeti yok etmek için alabildiğine saldırıyor.

Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü kirli savaşın bir parçası olarak devreye koyduğu, belediyelere el koyarak Kürt halkının iradesini gaspemesi ve siyasi soykırım saldırısı, geçen hafta Amed Büyükşehir Belediyesi’nin gaspı ve eş başkanlar Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın, KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın tutuklanmasıyla sonuçlandı. Gözaltı-tutuklama saldırılarının yanı sıra; gazetelerimizin, ajanslarımızın, dergilerimizin, radyo ve televizyonlarımızın kapatılması ve mallarına el konulması oldu.

Saldırı dalgası bu hafta Azadiya Welat, JİNHA ve DİHA’nın kapatılması, Cumhuriyet Gazetesi’nin basılarak yönetici ve yazarlarının gözaltına alınmasıyla devam etti.

Burada 7 Haziran Genel Seçimleri’nden sonra uğradığımız bütün saldırıların ardından siyasi partiler, örgütler, sendika ve dernekler tarafından irili-ufaklı tepki konuluyor, devrimci bir refleksle saldırı protesto ediliyor, daha çok mücadele ve direnişi büyütme sözleri veriliyor.

Ancak ne yazık ki, saldırının sıcaklığı çok çabuk soğuyor, açtığı yara çok çabuk kabuk bağlıyor, yaşananlar “unutuluyor”! Hayat kısa sürede “normal”e dönüyor!

Nasıl mı?

Geçen hafta Amed Belediyesi’ne yapılan saldırı ve Eşbaşkanlar Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmalarının ardından HDP ve DBP, devrimci-demokrat kurumlar yaptıkları eylemlerle faşist diktatörlüğe boyun eğmeyecekleri mesajını verdi. Amed Büyükşehir Belediye Meclisi “İrademe Dokunma” nöbet eylemi başlattı.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş gözaltı saldırısının ertesinde, Amed’de yaptığı açıklamada AKP diktatörlüğünün siyasi soykırım ve sansürüne boyun eğmeyeceklerini belirterek; “Eskiden radyolarımız, televizyonlarımız mı vardı? Kapı kapı dolaşarak halkla gerçekleri anlatacağız!” dedi.

Bu hafta başında toplanan HDP MYK’sı yaptığı açıklamada; “Erdoğan-AKP iktidarı Kürt halkının siyasi iradesine yönelik bu düşmanca tutumuyla demokratik siyasetin ve demokratik muhalefetin tasfiyesini hedefliyor” dedi.

Her iki açıklamanın da geç kalmış olduğunu, Salı günü grup toplantısında Demirtaş’ın AKP diktatörlüğünün baskı ve zulmünü teşhir eden konuşmasının yanı sıra, “ilk sandık önümüze kurulduğunda güçlü bir muhalefet olarak Türkiye’ye alternatif bir demokratik iktidar seçeneği sunmamız lazım” diyerek; bugün faşist diktatörlüğe karşı mücadele, direniş ve isyanı örgütlemenin gerekliliği yerine oy tartışması yapmasının isabetsizliğini belirterek, Amed açıklamasıyla devam edeyim.

Eşbaşkan Demirtaş, Amed kapı kapı dolaşma açıklamasında çok doğru bir noktaya parmak bastı. Fakat arkası gelecek mi, parti siyasetine dönüşecek mi, doğrusu kuşkuluyum!

İhtiyacın bu olduğu kesin…

60’larda, 70’lerde radyo ve televizyonlarımız, internet yoktu.

Hatta 80’ öncesinde Demokrat Gazetesi’nin kısa süren yayın hayatını saymazsak, hiç bir zaman bir günlük gazetemiz bile olmadı.

Devrimciler kapı kapı dolaşarak haftalık, onbeş günlük ya da aylık gazete ve dergilerini kitleleri örgütlenmenin bir aracı olarak kullanırlardı. Aslında bazı özel ihtiyaçlar dışında devrimcilerin kendilerine ait bir evleri de yoktu.

Taraftarının evinde yatıp kalkar, farklı evlerde kalarak halkla iç içe yaşarlardı.

Şimdiki gibi afiş bastırmak, ilan, reklam vermek gibi araçlardan yoksun olunduğu için, duvar yazıları propagandanın ve gece pratiklerinin en kıymetlilerindendi.

Bir toplantı, miting yapılacağı zaman, yine kapı kapı dolaşarak halk eylem alanlarına taşınırdı.

Propoganda, ajitasyon ve örgütleme çalışmaları yüz yüze yürütülür, emekçilerle öncüler doğrudan temas ederlerdi, bir birlerine dokunurlardı.

Uzatmayacağım, aslında bire bir yaşamamış olsa da, her devrimci bütün bu yöntemleri ve çalışma tarzını dinlemiş ya da okumuştur, az-çok bilir. Bilmesine bilir de, uygulamaya geldiğinde durumun değiştiği hepimizin malumu.

Geçerken gereksiz bir tartışmaya mahal vermemek için, bugünkü çalışma tarzını eleştiren, siyasi faaliyetlerin sanal aleme sıkıştırılmasına itiraz edenlerin, teknik gelişmelerin sunduğu yeni olanak ve araçların çok daha etkin kullanılmasına karşı çıkmadığını özel olarak belirteyim.

Yani diyeceğim, Amed Belediyesi’ne sıra gelinceye kadar AKP diktatörlüğü 24 belediyeye el koydu!

Belediye eşbaşkanları gözaltına alınarak tutuklandı, DBP ve HDP’li siyasetçiler tutuklandı!

Kentler yakılıp yıkıldı, halk göçe zorlandı, insanlarımız bodrumlarda diri diri yakıldı, cenazelerimiz günlerce sokaklarda bekletildi, yıkım ve katliamların sonu gelmedi!

Baskı ve zulmün en katmerlisi uygulandı!

Ve ne yazık ki, 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra faşist diktatörlüğün geri adım attırmasına, kazanılmış bütün haklarımızı adım adım gaspetmesine güçlü biçimde karşı duramadık.

Sömürgeci faşist diktatörlüğün kirli savaşına karşı barış mücadeleyi büyütemedik, saldırılar karşısında  verdiğimiz sözlerin arkasında durmayı bir türlü başaramadık!

Direnen Kürt halkının yanında benzer bir direngenlikle yer alamadık!

Dün bedel ödeyerek, mücadele ederek, direnerek elde ettiğimiz bütün hakların bugün bir bir gaspedilmesini neredeyse “seyrettik”!

Gelinen aşamada yaygın deyimle “kara bitti” bitiyor!

Bugün saldırılar sonrasında verdiğimiz sözlerin arkasında durmayı başaramazsak, direnişi sürekli kılamazsak, başkaldırıyı örgütleyemezsek, herkesin bugünlerde sık sık hatırlattığı gibi…

Yarın Alman Rahip Martin Niemöller’in dediği gibi, hakikaten sıra bize geldiğinde ses çıkaracak kimse kalmayacak!

Leave a Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir